Araştırmalar

2006-2010 Döneminde Sdü Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına Başvuran Motosiklet Kazası Olgularının Değerlendirilmesi

Ahmet KÜPELİ1, Mustafa DEMİRER1, Çetin Lütfi BAYDAR2, Erdinç ÇAYLI1
Yrd.Doç.Dr.; Adlı Tıp Anabilim Dalı Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Isparta, Türkiye1
Doç.Dr.; Adli Tıp Anabilim Dalı Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Lefkoşa, KKTC2

ÖZET

Amaç: Ülkemizde yaygınlaşan motosiklet kullanımı ile birlikte motosiklet kazalarında da artış olduğu gözlenmektedir. Bu çalışmamızda, motosiklet kazalarında meydana gelen yaralanmaların profilini çıkarmak, muhtemel riskleri ve alınacak önlemleri belirlemek amaçlanmıştır.Materyal Metod: Çalışmamızda; 01.06.2006- 01.06.2010 tarihleri arasında SDÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında motosiklet kazalarına bağlı yaralanmalar sonrasında düzenlenen adli raporlar retrospektif olarak değerlendiril-miştir.Bulgular: 35 olgu çalışma kapsamına alındı. Bunların 31’nin (%88) erkek, 4’ünün (%12) kadın olduğu görüldü.19 (%54.3) olgunun araç sürücüsü, 5 (%14,3) olgunun yaya, 11 (%31.4) olgunun yolcu olduğu, 23 (%65,7) olguda kafada, 22 (%62.8) olguda üst ve alt ekstremitelerde, 5 (%14,2) olguda göğüs bölgesinde 3 (%8,5) olguda omurgada yaralanma meydana geldiği, 12 (%34,2) olguda yaralanmanın hayati tehlikeye neden olduğu, 1 (%2.85) olguda yüzde sabit ize neden olduğu, 12 (%34,2) olguda nörolojik sekel kaldığı saptandı.Sonuç: Motosiklet kazalarının daha ağır travmalara neden olduğu, önlemler konusunda daha radikal kararlar alınması gerektiği hususları değerlendirildi.

Anahtar Kelimeler: Motosiklet Kazası, Travma, Yaralanma,

GİRİŞ

Dünyada her yıl trafik kazalarına bağlı 1,2 milyon kişi ölmekte ve 50 milyon kişi de yaralanmaktadır. Önümüzdeki yıllarda, bu oranlarda %65’lik artış beklenmektedir.1Motosiklet kazaları sonucu meydana gelen ölüm ve yaralanmalar da giderek önemli bir sorun haline gelmektedir. Yapılan bir çalışmada Amerika Birleşik Devletleri’nde 1997’den 2003’e kadar motosiklet satışlarında belirgin bir artış olduğu, aynı dönemde motosiklet kazalarına bağlı ölüm sayısının da arttığı bildirilmiştir.2Tüm motorlu araç sürücülerine oranla motosiklet sürücüleri daha fazla yaralanma ve ölüm riskine sahiptirler.3Ülkemizde yaygınlaşan motosiklet kullanımı ile beraber motosiklet kazalarında da artış olduğu gözlenmektedir. Yapılan bir çalışmada 2004 yılından itibaren hem motosiklet hem de diğer motorlu taşıt satışlarında anlamlı bir artış olduğu, bu artışın motosiklet kazalarında artışa sebep olurken, diğer motorlu taşıt kazalarına etkin olmadığı bildirilmiştir.4
Bu çalışmada giderek bir halk sağlığı sorunu haline gelen motosiklet kazalarında meydana gelen yaralanmaların profilini çıkarmak, muhtemel riskleri belirlemek ve alınacak önlemlere katkıda bulunmak amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem

01.06.2006 – 01.06.2010 döneminde Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında motosiklet kazasına bağlı yaralanma sonrası düzenlenen adli raporlar retrospektif olarak incelenerek; motosiklet kazalarına bağlı meydana gelen yaralanmalarda yaş, cinsiyet, yaralanma bölgesi, yaralanmanın hayati tehlikeye ve neden olup olmadığı, yaralanma sonucunda sekel kalıp kalmadığı hususları değerlendirilmiştir.

Bulgular

Anabilim Dalımızda 01.06.2006-01.06.2010 döneminde düzenlenen toplam 1094 rapor taranmış, motosiklet kazası sonucu yaralanan ve haklarında rapor düzenlenen 35 olgu saptanarak çalışmaya dâhil edilmiştir. Motosiklet kazalarına bağlı yaralanma olgularının tüm adli vakaların %3.19’unu oluşturduğu saptandı. Olguların 31’nin (%88) erkek, 4’ünün (%12) kadın olduğu görüldü. 19 (%54.3) olgunun araç sürücüsü, 5 (%14,3) olgunun yaya, 11 (%31.4) olgunun yolcu olduğu tespit edildi. Kazaların oluş şekli incelendiğinde 26 (%74.28) olgu ile en fazla çarpma şeklinde olduğu, 4 (%11.42) olguda düşme, 5 (%14,3) olguda ise yaya kişiye çarpma şeklinde meydana geldiği tespit edildi.Meydana gelen travmaların vücut bölgelerine dağılımı incelendiğinde; 23 (%65,7) olguda kafada, 22 (%62.8) olguda üst ve alt ekstremitelerde, 5 (%14,2) olguda toraks bölgesinde, 3 (%8,5) olguda omurgada yaralanma meydana geldiği saptandı (Tablo 1).
Meydana gelen kırıkların dağılımı incelendiğinde; 28 (%80) olguda kemik kırığı meydana geldiği, 10 (%28.57) maksiller kemikte, 8 (%22.85) olguda

 

zigomatik kemikte, 5 (%14.28) olguda nazal kemikte, 5 (%14.28) olguda mandibular kemikte, 2 (%5.71) olguda temporal kemikte, 3 (%8.57) olguda frontal kemikte, 1 (%2.85) olguda parietal kemikte, 1 (%2.85) olguda etmoidal kemikte, 2 (%5.71) olguda klavikulada, 1 (%2.85) olguda skapulada, 5 (%14.28) olguda kostalarda, 2 (%5.71) olguda lomber vertebrada, 1 (%2.85) olguda servikal vertebrada, 4 (%11.42) olguda humerusta, 2 (%5.71) olguda ulnada, 2 (%5.71) olguda radiusta, 2 (%5.71) olguda metakarpal kemikte, 4 (%11.42) olguda femurda, 3 (%8.57) olguda tibiada, 2 (%5.71) olguda fibulada, 4 (%11.42) olguda pelviste, 1 (%2.85) olguda asetabulumda, 2 (%5.71) olguda metatarsal kemikte kırık meydana geldiği tespit edildi (Tablo 2).Olguların 12’sinde (%34,2) yaralanmanın hayati tehlikeye neden olduğu yönünde rapor düzenlenirken, 1 olguda da yaralanmanın yüzde sabit ize neden olduğu yönünde rapor düzenlendiği görüldü. 12 (%34,2) olguda nörolojik sekel kaldığı tespit edildi.

Tartışma ve Sonuç

Tüm Dünyada halen trafik kazaları ölüm ve kalıcı sakatlık nedenlerinin başında gelmektedir. Ülkemizde ve Dünyada artan şehirleşme ve şehirli nüfus, trafiğe çıkan araç sayısında hızlı artış, gittikçe sıkışan karayolu trafiği,

 

artan yakıt fiyatları, park sorunu gibi nedenler motosiklet kullanımını oldukça cazip hale getirmiştir. Motosiklet kullanımındaki yaygınlaşma beraberinde motosiklet kazalarında artışı da gündeme getirmiştir. Yapısı gereği düşük korumalı olan bu aracın sürücüleri yüksek risk altındadırlar. Gelişmiş ülkelerde dahi motosiklet sürücüleri, gittikleri her kilometre için diğer taşıt sürücülerinden 20 kat fazla yaralanma ve ölüm riskine sahiptir.5,6Motosiklet kazalarına erkekler daha fazla maruz kalmaktadırlar.79Çalışmamızda motosiklet kazalarına maruz kalan erkeklerin oranı %88 bulunmuştur. Kazaların oluş mekanizmasında çarpmanın yüksek olması benzer çalışmalarda ön sırada olan düşme ile uyumlu olmadığı görüldü.Çalışmamızda kafa ve yüz bölgesi travmaya en fazla maruz kalan bölgeler olarak tespit edilmiştir. Bu sonuç benzer çalışmalarla uyumlu bulunmuştur.10Kemik kırıklarında kafa ve yüz kemiklerinin ön sırayı alması bu bölgelerin motosiklet kazalarında korunmasının önemini ortaya koymaktadır. Bunun için motosiklet sürücülerinde kask kullanımı son derece önemli hale gelmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde kask kullanımının zorunlu hale gelmesi ve kask kullanımının artması ile motosiklet kazalarına bağlı ölümlerin %28-73 oranında azaldığı bildirilmiştir.11Ancak kaskın görüş alanını daralttığı, işitmeyi azalttığı, ağır olmalarının boyun travmalarını kolaylaştırdığı gibi nedenlerle kask kullanma zorunluluğunun daha gevşek bırakıldığı bazı eyaletlerde ölümcül seyirli kazaların oranı %23 kadar artış göstermiştir1113Kask kullanmayanların kask kullananlara göre daha fazla ölüme maruz kaldıkları, kafa travmalarının daha fazla olduğu yaralanma skorunun yüksek bulunduğu ve hastanede kalış süresinin uzadığı bildirilmiştir.1114Yapılan bir çalışma yüz ve beyin travmalarının kask kullanan sürücülerde anlamlı olarak daha az olduğunu göstermiştir.14Aynı çalışmada yüz ve beyin travmalarının kask kullananlarda, kullanmayanlara göre daha az sıklıkta meydana geldiği, diğer vücut bölgelerinde meydana gelen yaralanmaların iki grupta benzer sıklıkta bulunduğu bildirilmiştir.Motosiklet kazaları yüksek mortalite ve morbilite oranlarına karşın, koruyucu önlemler sayesinde önlenebilir ve zararları azaltılabilir özeliktedirler. Sürücü eğitimi, kask kullanımının özendirilmesi, denetimlerin arttırılması, aşırı hız yapmanın engellenmesi, alkollü araç kullanımının ve fazla yolcu ile trafiğe çıkmanın önüne geçilmesi alınabilecek önlemler arasında sayılabilir.

KAYNAKLAR
  1. http://www.who.int/world-health-day/2004/ infomaterials/worldreport/ en/index.html.
  2. Paulozzi LJ. The role of sales of new motorcycles in a recent increase in motorcycle mortality rates. Journal of Safety Research 2005; 36: 361-4.
  3. Lin MR, Kraus JF. Methodological issues in motorcycle injury epidemiology. Accid Anal Prev 2008;40:1653-60.
  4. Öztürk O.H, Eken C. Motorlu taşıt satışlarının trafik kazaları üzerine olan etkileri S.D.Ü. Tıp Fak. Derg. 2006; 13(4): 12-5.
  5. Dischinger PC, Ryb GE, Ho SM, Braver ER. Injury patterns and severity among hospitalized otorcyclists: a comparison of younger and older riders. Annu Proc Assoc Adv Automot Med 2006; 50: 226-38.
  6. Solagberu BA, Ofoegbu CK, Nasir AA, et.al. Motorcycle injuries in a developing country and the vulnerability of riders, passengers, and pedestrians. Inj Prev 2006; 12: 266-8.
  7. Çetinus E, Ekerbiçer H. Antakya ili Kırıkhan ilçesindeki motosiklet kazalarının analizi. Ulusal Travma Cerrahi Dergisi 2000; 6: 216-21.
  8. Mullin B, Jackson R, Langley J, Norton R. Increasing age and experience:are both protective againts motorcycle injury? A case-control study. Inj Prev 2000; 6: 32-5.
  9. Coben JH, Steiner CA, Owens P. Motorcycle-Related Hospitalizations in the United States, 2001. Am J Prev Med 2004; 25: 355-62.
  10. Özkan S, İkizceli İ, Akdur O, ve ark. Akademik Acil Tıp Dergisi 2009; Cilt:8 Sayı:2 Sayfa:25-9.
  11. Hundley JC, Kilgo PD, Miller PR, et al. Non-helmeted motorcyclists: a burden to society? A study using the National Trauma Data Bank. J Trauma 2004; 57: 944-9.
  12. Houston DJ. Are helmet laws protecting young motorcyclists? J Safety Res 2007; 38: 329-36
  13. Coben JH, Steiner CA, Miller TR. Characteristics of motorcycle- related hospitalizations: comparing states with different helmet laws. Accid Anal Prev 2007; 39: 190-6.
  14. Eastridge BJ, Shafi S, Minei JP, et.al. Economic impact of motorcycle helmets: from impact to discharge. J Trauma 2006; 60: 978-83.
İLETİŞİM

Doç.Dr. Çetin Lütfi Baydar
sduadlitip@gmail.com

 

İlk Yılın Ardından Alt Gastrointestinal Sistem Cerrahi Endoskopi Sonuçlarımızın Retrospektif Analizi

Kadir Koray BAŞ1, Hasan BESİM2, Saliha Feyza YAYCI3, Belde TARHAN3, Serpil DEREN3,
Cem COMUNOĞLU4, Gamze Mocan KUZEY5

Yrd.Doç.Dr.,Genel Cerrahi Anabilim Dalı1
Prof.Dr., Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı; Genel Cerrahi Anabilim Dalı2
Yrd.Doç.Dr., Anestezi ve Reanimasyon Anabilim Dalı3
Yrd.Doç.Dr., Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı4
Prof.Dr., Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı; Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı5
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Lefkoşa, KKTC

ÖZET

Amaç: Bu çalışmada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki halihazır tek üniversite hastanesi olan Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin açılışının ilk yılında Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda yapılmış olan alt gastrointestinal endoskopik inceleme sonuçlarının retrospektif olarak analiz edilmesini amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Genel cerrahi kliniğimize başvuran ve alt gastrointestinal sistem endoskopik inceleme endikasyonu konularak aynı cerrahi endoskopist tarafından tanısal ve girişimsel endoskopileri yapılan 84 hastamızın retrospektif değerlendirmesi yapıldı. Bu 84 hastanın 53’üne kolonoskopi, 22’sine sigmoidoskopi ve 9’una rektoskopi incelemesi yapıldı. Tüm sonuçlar; endikasyon, bağırsak hazırlığı, çekuma ulaşma oranı, saptanan lezyonların makroskopik ve histopatolojik tanı açısından retrospektif olarak değerlendirildi.

Bulgular: Alt gastrointestinal sistem endoskopik inceleme yapılan 84 hastanın 52′si erkek (%62), 32′si (%38) kadındı. Yaş ortalaması 46,3 (18-82) idi. Bu hastaların 6’sında kolon kanseri, 7 hastada polipoid lezyon izlendi. Bu polipoid lezyonların tamamı snare polipektomi ile eksize edildi, histolojik olarak dördünün tubuler adenom, üçünün tubulovillöz adenom oldukları saptandı. Tarama kolonoskopisi yapılan 5 hastamızın birinde kolonik invazif adenokarsinom, bir diğerinde ise tubuler adenom saptandı. Alt gastointestinal sistem endoskopik incelemeleri yapılan hastalarımızın 13’ünde çeşitli düzeylerde kolit ve 24′ünde anal fissür, hemoroidal hastalık, anjiyodisplazi ve divertikülozis gibi benign patolojiler saptandı. Geri kalan hastalarımızda şikayetlerini açıklayacak pozitif endoskopik bulgulara rastlanılmadı.

Sonuç: Genel Cerrahi Kliniği’nde yapılan alt gastointestinal sistem endoskopik uygulamaları sayesinde bir çok hastaya erken tanı ve tedavi şansı sağlandı ve hastalarımızın hiçbirinde cerrahi ya da medikal bir komplikasyon gelişmedi. Bu nedenle tetkik ve tedavi amacıyla cerrahi endoskopi kullanımının uygun endikasyonlar çerçevesinde ve gereken vakalarda anestezi desteği sağlanarak daha yaygın kullanılması gerektiğini ve tarama programlarının daha aktif kullanılması ile kolon kanserinde erken tanı başarısının artacağını düşünmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Kolorektal Kanser, Lower GIS Endoscopy,

GİRİŞ

Endoskopi terimi, içeriye anlamına gelen’endo’ve görmek anlamına gelen ’skope’kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur ve vücudun içini görmekte kullanılan tüm yöntemleri kapsar. Modern tıpta hemen her alanda kullanılmakta olup inceleme yapılan organa göre uygulanan endoskopik yöntem isimlendirilir, mide için gastroskopi, kalın bağırsak için kolonoskopi, hava yolu için bronkoskopi, uterus için kolposkopi..vb gibi.1 Endoskopi teknolojisindeki hızlı gelişmelere paralel olarak fleksible video endoskoplar hemen her klinikte kullanılır hale gelmiştir. Gastointestinal sistemin (GİS) incelenmesinde endoskopik incelemeler tüm dünyada altın standart olarak kabul edilmektedir. Çok çeşitli tanısal ve girişimsel endoskopik incelemeler mevcut olup her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Cerrahi uygulamaların giderek daha az invazif hale getirilme çabası ve mikro enstrümansyondaki teknolojik gelişmeler endoskopik uygulamaların sınırlarını özellikle girişimsel alanda genişletmeye devam etmektedir. Önceleri sadece tanısal amaçla ve rijit çelik borular içerisinden direk göz ile bakı şeklinde yapılan endoskopik incelemeler, günümüzde yüksek çözünürlüklü video kameralar ile görüntü ve fotoğraf alabilen, çapı 2 milimetreye kadar inceltilmiş olan fleksible endoskoplar kullanılarak yapılmaktadır. Bunun yanında ek ekipmanlarla, endoskopik olarak ultrason çekilebilmekte, girişimsel cerrahi müdahaleler ve tedavi uygulamaları da yapılabilmektedir.
Bu çalışmadaki amacımız hastanemizin açılışının ilk yılında kliniğimizde yaptığımız endoskopik uygulamaların retrospektif olarak analizini yapmaktır.

GEREÇ VE YÖNTEM

Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı endoskopi ünitesinde hastanemizin açıldığı tarih olan 20 Temmuz 2010 ve Aralık 2011 tarihleri arasında toplam 84 hastaya, hikaye, fizik muayene ve laboratuvar sonuçları ile alt GİS endoskopi tetkiki endikasyonu konuldu ve endoskopik incelemeleri aynı cerrah tarafından yapıldı. Hastalara endikasyonlarına göre alt GİS endokopik incelemede en sık kullanılan 3 yöntem olan kolonoskopi, sigmoidoskopi ve rektoskopi yapıldı. Kolonoskopi yapılacak hastalarımızın bağırsak temizlikleri sennosid a-b, oral sodyum fosfat veya polietilen glikol solüsyonları ile yapıldı. Sigmoidoskopi ve rektoskopi yapılacak hastaların bağırsak temizlikleri ise sodyum fosfat lavman preparatları ile yapıldı. Gereken olgularda anestezi ekibinin desteği ile hasta sedasyonu sağlandı. Endoskopik incelemeler Fujinon® (Filmed) yüksek çözünürlüklü video fleksible endoskoplar kullanılarak yapıldı. İşlemlere ait video ve fotoğraf kayıtları EndoCam® yazılımı kullanılarak sağlandı. Tüm işlemler günübirlik olarak uygulandı ve bu hastalar derlenme döneminden sonra taburcu edildi. Alınan biyopsilerin histopatolojik değerlendirmeleri YDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Patoloji Anabilim Dalı’nca yapıldı. Raporlanmış olan tüm sonuçlar retrospektif olarak analiz edildi.

BULGULAR

Genel Cerrahi kliniğince endikasyonları konulan toplam 84 hastaya alt GİS endoskopik girişimleri aynı cerrah tarafından yapıldı. İşlem öncesi tüm hastalara işlem hakkında detaylı bilgi verildi ve bilgilendirici onay formu okutularak imzalatıldı. Anestezi ekibinin desteğini gerektiren hastalarımıza da anestezi ekibince benzer prosedür uygulandı. Toplam 84 hastanın 32’si (%38) kadın, 52’si (%62) erkekti. Hastaların genel yaş ortalaması 46,3 (18-82) idi. Kadınların yaş ortalaması 46, erkeklerin 46,5 idi. Bu 84 hastanın 53′üne kolonoskopi, 22’sine sigmoidoskopi ve 9’una rektoskopi incelemesi yapıldı.

Kolonoskopi hastalarının 33′ü erkek, 20′si kadın; sigmoidoskopi hastalarının 13’ü erkek, 9’u kadın; rektoskopi hastalarının 6’sı erkek 3’ü kadındı. Her üç işlem için hastaların yaş ortalamaları sırasıyla; 49.5, 42.9 ve 35.2 idi (Tablo 1).
Alt gastrointestinal sistem endoskopik inceleme yapılan 84 hastanın 6’sında kolon kanseri, 7 hastada polipoid lezyon saptandı. Bu polipoid lezyonların tamamı snare polipektomi ile eksizeedildi, histolojik olarak dördü tubuler adenom, üçü tubulovillöz adenom tanısı aldı. İşlem yapılan hastalarımızın 13’ünde çeşitli düzeylerde kolit ve 24’ünde; anal fissür, hemoroidal hastalık, anjiyodisplazi ve divertikülozis gibi benign patolojiler izlendi (Tablo 2). Geri kalan hastalarımızda şikayetlerini açıklayacak pozitif endoskopik bulguya rastlanılmadı.

Endikasyonl ve İnceleme Sonuçları

Serimizdeki 84 hastanın alt GİS endoskopi incelemesi için en sık endikasyon 38 hasta ile rektal kanama etiyoloji araştırması oldu. Bu endikasyon ile alt GİS endoskopisi yapılan 38 hastamızın 6′sında kolonik kanser yada prekanseröz lezyon saptandı (%15). İkinci en sık endikasyon olan kronik karın ağrısı şikayeti nedeniyle alt GİS endoskopisi yapılan 11 hastamızın 2′sinde kolonik kanser yada prekanseröz lezyon saptandı (%18).
Kolonoskopik inceleme için erkeklerde en sık endikasyon 13 hasta ile yine rektal kanama idi. Rektal kanama şikayeti ile kolonoskopisi yapılan bu 13 erkek hastadan ikisinde kolon kanseri, üçünde tubuler ve tubulövillöz adenomlar, diğer 8 hastada kolit, anal fissür ve hemoroidal hastalık gibi benign patolojiler saptandı. Kronik karın ağrısı ile kolonoskopisi yapılan 5 erkek hastanın ikisinde major bir patoloji saptanmazken, birinde kolit saptandı. Bu 5 hastanın birinde sigmoid kolonda histopatolojisi adenokanser gelen kitle ile birinde de sigmoid kolonda premalign özelikte polipoid kitle saptandı. Elli yaş üzeri tarama amaçlı kolonoskopi yapılan 5 erkek hastadan birinde sigmoid kolonda histopatolojisi invazif adenokanser olan kitle saptandı. Bir hastada da çıkan kolonda tubuler adenom histopatolojisinde polipoid lezyon saptandı. Diğer 3 hastanın tarama kolonoskopileri normal olarak değerlendirildi. Kolonoskopisi yapılan erkek hastalarımızdan birinin endikasyonu ise üroloji kliniğince mesene kanseri nedeniyle yapılacak olan sistektomi cerrahisi öncesi ek malignite taraması idi. Bu hastanın incelemesinde kolonik ek patoloji izlenmedi. CA 19-9 yüksekliği araştırması nedeniyle kolonoskopisi yapılan bir erkek hastamızda ise kolonik patoloji izlenmedi. Kadınlara yapılan 20 kolonoskopik inceleme endikasyonlarından en sık olanları 5 hasta ile takip ve tedavi altındaki ülseratif kolit hastalarının kontrolü ve yine 5 hasta ile kronik nonspesifik karın ağrısı/şişkinlik şikayetleri idi. Takipleri yapılan ülseratif kolitli 5 hastamızın kolonoskopi incelemesinde birinde aktif kolit halinin devam ettiği gösterildi ve tedavisi düzenlendi. Diğer dört hastamızın remisyonda oldukları izlendi. Kronik karın ağrısı ve şişkinlik şikayetleri nedeniyle kolonoskopisi yapılan 5 kadın hastamızdan birinde kronik nonspesifik kolit hali izlendi, diğer dört hastamız ise ek tetkiklerinin ardından irritable kolon sendromu olarak değerlendirildi. Kadın hastalarımızdan birisinde kolonoskopi endikasyonumuz ileoçekal invajinasyondu. Karın ağrısı ve şişkinlik nedeniyle acil servisten tarafımıza refere edilen ve ileri görüntülemesinde ileoçekal invajinasyon saptanan hastanın yapılan kolonoskopisinde terminal ileuma kadar ilerlenerek tedavisi endoskopik olarak sağlanmıştır.Sigmoidoskopi için en sık endikasyonlar; erkek ve kadınlarda rektal kanama etiyoloji araştırması idi. Bu nedenle sigmoidoskopileri yapılan 11 erkek hastanın ikisindepolipoid lezyon izlendi ve snare polipektomileri yapıldı. Bir hastamızda rektumda anjiyodisplazi saptandı ve endoskopik koagülasyon işlemi ile aynı seansta endoskopik tedavisi yapıldı. Diğer hastalarda aktif kolit, internal hemoroid ve anal fissur gibi benign etiyolojiler saptandı.
Rektoskopi yapılan erkek hastalarımızdan biri ve kadın hastalarımızdan ikisinde endikasyon perianal bölgede HPV etiyolojili papillamatozis nedeniyle intrarektal patoloji olup olmadığının araştırılması idi. Bu 3 hastanın hiçbirinde intrarektal patoloji izlenmedi. Erkek hastalarımızın birinde endikasyon; amiloidoz şüphesiyle tanı amaçlı rektal biyopsi alınması idi. Bu hastanın çalışılan rektum biyopsilerinde histopatolojik olarak amiloidoz kanıtı saptanmadı.

Girişimsel Endoskopi İşlemleri

Alt GİS endoskopisi serimizdeki 84 hastamızın; 16′sı erkek 8′i kadın olmak üzere 24’ünden histopatoloji tanı amacıyla endoskopik biyopsi yapıldı. Bu biyopsilerin histopatolojik incelemesinde 12 hastada çeşitli aktivitede kolit saptandı, takip ve tedavileri tarafımızca düzenlendi. Altı hastada ise histolojik olarak çeşitli evrelerde adenokarsinom saptandı ve hastaların cerrahi tedavileri kliniğimizce planlandı.
En sık girişimsel endoskopik işlem ise 6 erkek hastada ve bir kadın hastada uygulanan kolonoskopik snare polipektomi idi. Eksize edilen poliplerin ortalama çapı 10 mm (5-15 mm) idi. Polipoid kitleler 5 hastada saplı ve 2 hastada sesil yapıda idi. Polipoid lezyonların 4’ü rektum, 2′si sigmoid kolon ve biri de çekum yerleşimli idi. Hepsinde endoskopik iğne submukozal dilüe adrenalin enjeksiyonu ve standart snare teli ile polipektomi yöntemi kullanıldı. Histopatolojik incelemelerinde polipektomilerin güvenli cerrahi sınırlarla yapıldığı gösterildi. Histolojik olarak bu poliplerin; 4’ünün tubuler adenom, 3’ünün ise tubulovillöz adenom oldukları saptandı. Hastalar periyodik kolonoskopi takip programımıza alındı.Rektal kanama nedeniyle sigmoidoskopi yapılan 25 yaşındaki erkek hastamızda rektal anjiyodisplazi saptandı ve lezyon elektrokoagülasyon ile endoskopik olarak tedavi edildi.İki erkek hastada peroperatif endoskopi uygulaması yapıldı. Mesane tümörü nedeniyle sistektomisi yapılan bir hastanın geçirilmiş apendektomiye sekonder gelişmiş olan gato halindeki distal ileum ve sağ kolon bağırsak devamlılığının tespiti için yeni mesane yapılacak olan ince bağırsak ansı yoluyla peroperatif retrograd enteroskopisi yapıldı. Bir dış merkezce endoskopik polipektomi sonrasında kontrol edilemeyen aktif rektal kanama nedeniyle kliniğimize refere edilen erkek hastaya ise transanal yolla cerrahi kanama kontrolü peroperatif endoskopi asistanlığında yapıldı.
Tanısal veya girişimsel amaçla yapılan endoskopik uygulamaların hiçbirinde işlem sırasında veya işlem sonrası takipleri sırasında cerrahi bir komplikasyon gelişmedi.

TARTIŞMA

Gelişen teknoloji ile birlikte gün geçtikçe endoskopi uygulamalarının alanı genişlemekte ve uygulama kolaylıkları artmaktadır. Bu sebeple tıbbın hemen her alanında kendisine yer bulmaktadır. Henüz çok yeni ve sınırlı kullanım alanlarına sahip olsa da, doğal yollardan translüminal endoskopik cerrahi (N.O.T.E.S.) gibi cerrahi teknikler ile gelecekte birçok ameliyat cerrahlar tarafından endoskopik yöntemlerle yapılır hale gelebilecektir.2 Günümüz cerrahisinde ise, kliniğimizde de olduğu gibi, endoskopi uygulamaları daha sıklıkla üst ve alt GİS hastalıklarının tanısında ve uygun vakaların tedavisinde kullanılmaktadır.Gastrointestinal sistem hastalıklarının tanısında endoskopi endikasyonları için Amerikan Gastrointestinal Endoskopi Birliği (ASGE) ve Gastrointestinal Endoskopinin Uygunluğu Avrupa Paneli (EPAGE) tarafından oluşturulmuş kılavuzlar mevcuttur.3,4Ancak bu kılavuzların da hassaslığı ve özgüllüğü halen tartışma konusudur. Geniş kolonoskopi serilerine dayanan bir metaanaliz çalışması göstermiştir ki; kolonoskopi yapılan vakaların %26’sı bu kılavuzlara uygun olmayan endikasyonlar ile yapılmıştır. Ancak kılavuzlara uygun olmayan endikasyonlarla kolonoskopi yapılan bu hastalardan her 54′ünden birinde kolonik kanser yada prekanseröz hastalık yakalanmıştır.5 Bir başka çalışmada bu oran üst GİS endoskopisi için 1/175 olarak hesaplanmış.6 Bu çalışmalar gösteriyor ki alt ve üst GİS endoskopisinin kesin endikasyonlarını belirlemek zordur. Bizim çalışmamızda kliniğimizce yapılan alt GİS incelemeleri için en sık endikasyon rektal kanama şikayeti olarak saptandı. Rektal kanama şikayeti ile alt GİS endoskopi yaptığımız hastalarımızın %15’inde kolonik kanser yada prekanseröz lezyon saptadık. İkinci en sık endikasyonumuz olan kronik nonspesifik karın ağrısı şikayeti nedeniyle yapılan inclemede bu oran %18 idi. Bu oranlar, hasta sayısı her ne kadar istatistiki bir çalışma için yeterli olmasa da, genel cerrahi kliniğimizce konulan alt GİS endoskopi endikasyonlarının yerinde olduğu fikrini vermektedir.Son yıllarda halkın kanser ve kanserden korunma hakkındaki bilinç düzeyi arttıkça, GİS kanserinde erken tanı amaçlı tarama endoskopileri daha sık kullanılır hale gelmektedir. Kolon kanseri ve bazı ülkelerde mide kanseri erken tanısı için tarama endoskopileri önerilmektedir.7,8Biz de kliniğimizde 50 yaşın üzerindeki hastalarımıza tarama amaçlı kolonoskopi incelemesini önermekteyiz. Bu serimizde 50 yaş üzerindeki 5 erkek hastamıza tarama amaçlı kolonoskopi yapıldı ve bu hastalardan birinde sigmoid kolonda invazif adenokarsinom, ve bir diğerinde çıkan kolonda malignite potansiyeli olan tubuler adenom saptandı. Bu hastalardan ilki cerrahi olarak tedavi edildi, diğeri ise endoskopik polipektomi ardından takip programımıza alındı. Ülkemizin bulunduğu kuşakta mide kanseri endemik bir hastalık olmadığı için tarama amaçlı üst GİS endoskopisi genel cerrahi kliniğimizce önerilmemektedir. Ancak 50 yaş üstü tarama amaçlı kolonoskopi uygulamalarının yaygınlaşması gerektiği kanaatindeyiz.Görsel teknoloji kullandğı için tüm endoskopik işlemler incelenecek alanın mutlak temizliğini gerektirir. Çalışma alanı temizliği işlemin başarısı ve olası komplikasyonların önlenmesi açısından en önemli parametrelerden biridir. Kolon, yapısı ve fonksiyonu gereği içerisinde uzun süre gaita tutabilmektedir. Elektif yapılan alt GİS endoskopik incelemelerinden önce kolon hazırlığı mutlaka yapılmalıdır. İyi yapılmayan kolon hazırlıkları nedeniyle mukozal lezyon atlamaları olabileceği bilinmektedir.9 Kolonoskopik incelemelerde çekuma ve gereken vakalarda terminal ileuma ulaşmak yeterli temizlik yapılamadığı için mümkün olamayabilir. Çeşitli sebeplerle çekuma ulaşamama oranları değişik serilerde (%2-10) arasında verilmektedir.10,11Bu sebeplerin başında yetersiz kolon hazırlığı gelmektedir. Geniş bir seride yetersiz kolon hazırlığı oranları; 75 yaş üzeri hastalarda %30,4 ve 45 yaş altı hastalarda %12,9 olarak verilmiştir.12 Bu çalışma da göstermektedir ki işlem öncesi yetersiz kolon hazırlığı oranı yaş ile giderek artmakla birlikte her yaş gurubunda işlemin başarısı için önemli bir engel olmaya devam etmektedir. Toplam 53 kolonoskopi hastamızdan 5 tanesinde yetersiz kolon hazırlığı izlendi (%9,4) ve bu sebeple çekuma ulaşmak mümkün olmadı. İki hastamızda ise kolonoskopun geçemeyeceği ölçüde lümeni daraltan tümöral kitle nedeniyle çekuma ulaşılamadı. Kolon hazırlığının bu konuda bilinçli bir personel tarafından işlemin yapılacağı hastaya ve yakınlarına anlatılması ve kullanılacak ajanların örnekleri ile tarif edilmesi için imkan yaratılmasının kolon hazırlığı başarısını arttıracağını düşünmekteyiz.Endoskopi invazif bir işlemdir ve olası komplikasyon risklerini de beraberinde getirir. Literatürde alt GİS endoskopisinin komplikasyon oranları genel olarak üst GİS endoskopisinden fazladır. Endoskopik uygulamalarda genel olarak en sık komplikasyon kanama olmakla birlikte en ciddi komplikasyon perforasyondur. Bunların yanında, kolonoskopik polipektomi sonrası lokal peritonite sekonder akut apandisit gibi nadir komplikasyonlar da görülebilmektedir.13Kolonoskopide daha sık görülmek üzere, işlem sırasında yada sonrasında yaşanabilecek cerrahi dışı en sık komplikasyonlar; hipoksemi, hipotansiyon, taşikardi/bradikardi, miyokard iskemisi gibi kardiyopulmoner değişikliklerdir.14 Bizim kolonoskopi serimizde bu komplikasyonlara rastlanılmamıştır. Kliniğimizde kolonoskopi hastalarına uyguladığımız gibi bir anestezi uzmanı tarafından tatbik edilen sedasyon halinde bu cerrahi dışı komplikasyonların riskinin azalacağı görüşündeyiz. Kolonoskopi sonrası perforasyon komplikasyonunun mortalitesinin %15 lere kadar çıkabildiği saptanmıştır.15Kolonoskopide işlem proksimal kolona gidildikçe zorlaşır.16Perforasyon riski kolonoskopide rektosigmoidoskopiye oranla yaklaşık iki kat fazladır. Ancak perforasyon insidansının son yıllarda giderek azaldığı gösterilmiştir.17 Bu olumlu gelişmenin ardında; klinisyenlerin artan tecrübeleri başta olmak üzere, bağırsak temizleyici ajanların etkili kullanımı, sedasyon desteği ile endoskopi tercihinin artması ve gelişen endoskop teknolojisinin olduğu düşünülmektedir.18Bizim serimizde, genel cerrahi kliniğimizce yapılan 53 kolonoskopi, 22 sigmoidoskopi ve 9 rektoskopi sonrasında; kanama, perforasyon, peritonit gibi sıklıkla karşılaşılabililen komplikasyonlardan hiçbirisine rastlanılmamıştır. Cerrahi endoskopistimizin tecrübesi ve gereken vakalarda anestezi ekibinin desteğinin bu başarıda önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Girişimsel endoskopi uygulamaları son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olaral çeşitliliği veyaygınlığı giderek artmaktadır. Önceki yıllarda klasik cerrahi operasyonlar ile yapılan birçok cerrahi müdahale günümüzde deneyimli cerrahi endoskopistler tarafından güvenle endoskopik olarak yapılabilmektedir.19Bunlar arasında endoskopik girişimsel ultrason, kanama kontrolünde koagülasyon ve klip uygulamaları, erken evre kanserlerde submukozal rezeksiyon, antireflü müdahaleleri, obezite tedavileri uygulamalarısayılabilir. Kliniğimizce sunulan bu seride yeralan yirmibeş yaşında bir erkek hastamıza, rektal anjiyodisplaziye bağlı rekürren aktif kanama nedeniyle kolonoskopik koagülasyon uygulaması yaptık. Cerrahların uygun vakalarda, daha az invazif ve maliyet avantajlı yöntem olan girişimsel endoskopi uygulamalarını kullanmaları gerektiği kanısındayız.Cerrahi müdahale sırasında ameliyathanede peroperatif endoskopinin yararı literatürde bir çok çalışmada gösterilmiştir.2022 Biz de iki hastamıza ameliyat esnasında endoskopi uygulaması yaptık. Üst ve alt GİS cerrahisi yapılan merkezlerde ameliyatın süresini kısaltabilecek ve müdahalenin etkinliğini arttırabilecek olan endoskopi sistemlerinin ameliyathanelerde cerrahların rutin kullandıkları bir araç halini alması gerekmektedir. Ayrıca herhangi bir gastrointestinal sistem cerrahisi planlamasında; ameliyat öncesi mevcut patolojinin ameliyatı gerçekleştirecek cerrahın gözüyle değerlendirilmesinin önemi tartışılamaz. Bu sebeplerle modern cerrahların endoskopi yeteneklerini azami ölçüde geliştirmeleri gerektiğini ve cerrahisini yapacakları hastaların lezyonlarını kendilerinin değerlendirmesinin büyük önem taşıdığını düşünmekteyiz.

KAYNAKLAR
  1. Berci G, Forde KA. History of endoscopy: what lessons have we learned from the past? Surg Endosc. 2000 Jan;14(1):5-15.
  2. Nesargikar PN, Jaunoo SS. Natural orifice translumenal endoscopic surgery (N.O.T.E.S). Int J Surg. 2009 Jun;7(3):232-6. Epub 2009 Apr 14.
  3. Appropriate use of gastrointestinal endoscopy. American Society for Gastrointestinal Endoscopy. Gastrointest Endosc 2000;52:831–7.
  4. Froehlich F, Pache I, Burnand B, et al. Performance of panel-based criteria to evaluate the appropriateness of colonoscopy: a prospective study. Gastrointest Endosc 1998;48:128-36.
  5. Hassan C, Di Giulio E, Marmo R, Zullo A, Annibale B. Appropriateness of the indication for colonoscopy: systematic review and meta-analysis. J Gastrointestin Liver Dis. 2011 Sep;20(3):279-86.
  6. Fransen GA, Janssen MJ, Muris JW, Laheij RJ, Jansen JB. Meta-analysis: the diagnostic value of alarm symptoms for upper gastrointestinal malignancy. Aliment Pharmacol Ther 2004;20:1045-52.
  7. He J, Efron JE. Screening for colorectal cancer. Adv Surg. 2011;45:31-44.
  8. Nakashima H, Nagahama R, Yoshida M. Present and future state of cancer screening for esophageal cancer and gastric cancer. Gan To Kagaku Ryoho. 2012 Jan;39(1):8-12.
  9. Kim HN, Raju GS. Bowel preparation and colonoscopy technique to detect non-polypoid colorectal neoplasms. Gastrointest Endosc Clin N Am. 2010 Jul;20(3):437-48.
  10. Harewood GC. Relationship of colonoscopy completion rates and endoscopist features. Dig Dis Sci 2005; 50:47–51.
  11. Marshall JB, Barthel JS. The frequency of total colonoscopy and terminal ileal intubation in the 1990s. Gastrointest Endosc 1993; 39:518–20.
  12. Houissa F, Kchir H, Bouzaidi S, Salem M, Debbeche R, Trabelsi S, Moussa A, Said Y, Najjar T. Colonoscopy in elderly: feasibility, tolerance and indications: about 901 cases. Tunis Med. 2011 Nov;89(11):848-52.
  13. Moorman ML, Miller JP, Khanduja KS, Price PD. Postcolonoscopy appendicitis. Am Surg. 2010 Aug;76(8):892-5.
  14. Khalidde Bakker CA, Jonkers DM, Hameeteman W, de Ridder RJ, Masclee AA, Stockbrügger RW. Cardiopulmonary events during primary colonoscopy screening in an average risk population. Neth J Med. 2011 Apr;69(4):186-91.
  15. Garbay JR, Suc B, Rotman N, et al. Multicentre study of surgical complications of colonoscopy. Br J Surg. 1996;83:42-4.
  16. Smith RA, Cokkinides V, Brawley OW. Cancer screening in the U.S. 2009: a review of current American Cancer Society guidelines and issues in cancer screening, CA Cancer J Clin 2009;59 (1): 27-41.
  17. Gatto NM, Frucht H, Sundararajan V, Jacobson JS, Grann VR, Neugut AI. Risk of perforation after colonoscopy and sigmoidoscopy: a population-based study. J Natl Cancer Inst. 2003 Feb 5;95(3):230-6.
  18. Viiala CH, Zimmerman M, Cullen DJE, et al. Complication rates of colonoscopy in an Australian teaching hospital environment. Internal Medicine Journal 2003;33:355-9.
  19. Bas K, Besim H. Recurrent Lower Gastrointestinal Bleeding Due To Angiodysplasia In Rectum: Endoscopic Treatment With Heater Probe. Surgical Techniques Development (2011) 1: pp.14-5.
  20. Petroianu A. Peroperative enteroscopy. Sao Paulo Med J. 1997 Jan-Feb;115(1):1373-5.
  21. Singhal D, Goyal N, Gupta S, Nundy S. Surgery for obscure lower gastrointestinal bleeding in India. Dig Dis Sci. 2007 Jan;52(1):282-6. Epub 2006 Dec 7.
  22. Iacconi P, Aldi R, Ricci E, Viacava P, Miccoli P. Small bowel angiodysplasia: usefulness of peroperative enteroscopy. Ital J Gastroen terol. 1993 Feb-Mar;25(2):68-71.
İLETİŞİM

Yrd.Doç.Dr. Koray Baş
YDÜ Genel Cerrahi Anabilim Dalı
drkoraybas@yahoo.com

 

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Çalışanlarındaki Hepatit B, C, Hıv Seroprevelansı ve Hepatit B Aşılaması

ÖZET

Amaç: Sağlık çalışanları mesleki olarak Hepatit B virüsü(HBV), Hepatit C virüsü (HCV) ve Human Immunodeficiency Virus (HIV) ile enfekte olma açısından topluma göre daha yüksek risk altındadır. Çalışmamızda Yakın Doğu Üniver-sitesi Hastanesinde görev yapan 312 sağlık çalışanında Hepatit B, Hepatit C ve HIV seroprevelansı araştırılmıştır. Ayrıca aşılanan kişilerdeki antikor titrasyonlarının takibi planlandı.
Materyal ve Metod: Hepatit göstergelerinden HbsAg, anti-HBs, anti-HCV, anti-HIV ECLIA (elektrokemilüminesans immünolojik test) Elecsys ve cobas e immünolojik testyöntemiyle araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya207’si kadın 105’i erkek olan 312 hastane çalışanı katılmıştır. Yaş ortalamaları25.5 yıl olarak bulunmuştur. Anti-HBs pozitifliği %47.11 (n=147) iken, Hbs Ag ve anti-HCVpozitiflik oranı sırasıyla %0.32 (n=1) ve %0.64(n=2) olarak saptanmıştır. Hiçbir olguda HIV antikoru gözlenmemiştir.Sonuç: HBV ile ilgili hiçbir marker saptanmayan 165 (%52.88) kişinin HBV’e duyarlı olduklarıkabul edilerek bu kişilere Hepatit-B aşısı yapılmıştır. Aşılama sonrası kontrolleri planlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Hepatit B, Hepatit C, HIV, Sağlık Çalışanı, Seroprevelans,

 

Kuzey Kıbrısta Geleneksel Tedavi Amacıyla Kullanılan Tıbbi Bitki Karışımları

Dudu ÖZKUM1, Çiğdem DEPRELİ OZAN2

Yrd.Doç.Dr., Dekan Yardımcısı, Farmasötik Botanik Anabilim Dalı
Yakın Doğu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi1
MSc., Biyoloji Öğretmeni, Yakın Doğu Koleji Fen Bölümü Lefkoşa, KKTC2

ÖZET

Bu çalışmada Kuzey Kıbrıs’ta kullanılan tıbbi bitki karışımları belirlenmiştir. Araştırma materyalini oluşturan tıbbi bitki örnekleri Eylül 2010-Haziran 2011 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs’taki 5 ilçe ve bu ilçelere bağlı 35 yerleşim yerinden yöre halkı ile birlikte toplanmıştır. Çeşitli tıbbi amaçlarla halkın kullandığı 34 bitki karışımı kayıt edilmiştir. Bu karışımların terkibine giren bitki taksonlarının bilimsel tanımlarının yapılması sonucunda 20 familyaya ait 28 doğal bitki taksonu ve 10 familyaya ait 14 kültür bitki taksonu saptanmıştır. Bu bitki karışımları genellikle dahilen dekoksiyon veya infüzyon ve haricen lapa halinde hazırlanıp; jinekolojik hastalıklarda, soğuk algınlığında ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında, mide rahatsızlıklarında, yaraların ve yanıkların, ekzama ve ağız içi yaralarının tedavisinde, antispazmodik, antiromatizmal, laksatif, diüretik, diş ağrısı giderici ve kolestrol düşürücü etkisi amacı ile kullanılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Etnobotanik, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Tıbbi bitkiler,

GİRİŞ

Bir toplumda kullanılan faydalı bitkilerin etnobotanik çalışmaları o toplumun bo-tanik kültürünün zenginliği ile yakından ilgilidir. Zengin flora ve faunaya sahip Akdeniz’de yer Kıbrıs adasında15hastalıkların tedavisinde ve hastalıklardan korunmak için diğer tedavi seçeneklerinin yanı sıra tıbbi olarak kullanılan bitkilerden bahsedilir.3,6 Kıbrıs florasında 108’ı endemik 1,610 türe rastlanır (endemizm oranı %6,7).7 Kıb-rıs’ta bugüne kadar yapılan etnobotanik çalışmalar, doğal florada bulunan tıbbi bitkilerin halk arasında kullanımı uzun yıllardan beri süregelen bir kültür zenginliğimizi ortaya koymuştur.5,810 Kıbrıs’ın bilinen tıbbi bitki sayısı 623 civarındadır.3 Tıbbi bitkilerin Kıbrıs’ta zengin bir birikim oluşturması, tarihte bir çok egemenliklere ev sahipliği yapmış olması ve zengin bitki örtüsüne sahip olması ile açıklanabilir.5,8911 Halk tarafından kullanımı olan bitkilere ait bilgiler etnobotanik çalışmalarla ortaya çıkarılmaktadır. Hızlı endüstrileşme, turizm, köyden kente göç veya köylerde bitkileri tanıyan ve kullanan birçok kişinin genellikle yaşlı olması veya vefat etmesiyle halk tarafından kullanılan bitkiler giderek unutulmakta ve bu çok değerli bilgiler ne yazık ki kayıt edilmeden kaybolmaktadır. Bu sebeplerle söz konusu bitkileri koruyabilmek ve özellikle halk ilaçları konusundaki bilgi-leri derlemek üzere halkın geleneksel tedavi ve gıda alanlarında faydalandığı bitkiler ile ilgili bilgiler kayıt altına almak amacıyla etnobotanik çalışmalara önem verilmelidir.
Kıbrıs adasında da tıbbi bitkiler ile ilgili etnobotanik çalışmalara46,89,1122 bakıldığı zaman son zamanlarda bu konuya olan ilgi ve önemin arttığını gözlemliyoruz. Aynı zamanda Kıbrıs’taki tıbbi bitkilerin kimyasal içerikleri ve terapötik etkilerinin incelenmesi araştırmaları10,2325 da bu tarz çalışmaları destekleyicidir. Çalışmamız, Kuzey Kıbrıs’ta kullanılan tıbbi bitkiler ile ilgili yüksek lisans tezine26 ek olarak tıbbi bitki karışımları ile ilgili yapılan en kapsamlı çalışma niteliğini taşımaktadır. Çalışmada, ülkemizde kullanılan doğal ve kültürü yapılan tıbbi bitki karışımları araştırılmıştır. Tedavi amacıyla kullanılan bitki karışımlarının terkibine giren bitki taksonları, bu karışımların tedavide hangi amaçlarla ve yollarla kullanıldığı belirlenmiştir. Böylelikle bu çalışma ile ülkemizde kullanılan tıbbi bitkiler ile ilgili bilinen bilgilere yeni katkılar sağlanması amaçlanmıştır.

MATERYAL METOD

Araştırmamızın materyalini Kuzey Kıbrıs’ta Eylül 2010-Haziran 2011 tarihleri arasında toplanan bitki örnek-leri oluşturmaktadır. Araştırma konumuzla ilgili olarak Kuzey Kıbrıs’taki 5 ilçe (Gazi Mağusa, Girne, Güzelyurt, İskele, Lefkoşa) ile bu ilçelere ait 35 bucak, köy ve kasabada yaptığımız çalışmalar esnasında tıbbi amaçlarla karışım halinde kullanılan doğal ve kültür bitkileri belirlenmiş, ilgili yerleşim yerlerinde yapılan anket çalışmaları çerçevesinde bitkiler hakkında bilgi toplanmıştır. Bu bilgiler; bitkinin bilimsel adı, yöresel adı ve kullanılışı, hangi kısmının, hangi etkiyi elde etmek amacıyla ve ne şekilde hazırlanarak (dekoksiyon, infüzyon, lapa, yakı, doğrudan ve diğer şekilde), ne kadar dozda, ne kadar sürede, hangi zamanlarda (sabah, öğle, akşam) kullanıldığı sorgulanarak kaydedilmiştir Bu tıbbi bitki karışımlarını oluşturan bitki taksonları yerel halktan bilgi ve deneyimi olan kişilerin yardım ile araziden toplanarak herbaryum materyali halinde hazırlanmıştır. Bitki örnekleri Flora of Cyprus1,2 ve Flora of North Cyprus27,28 eserlerinden yararlanılarak teşhisleri yapılmış, bilimsel ve Türkçe adları saptanmıştır. Ayrıca teşhisler sırasında Üniversitemizin Herbaryum’undan ve bazı kaynak kitaplardan da3,5yararlanılmıştır. Bu örneklerden doğal olan tıbbi bitkiler, Yakın Doğu Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Herbaryum Merkez’inde bulunmaktadır.

BULGULAR

Araştırma yapılan bölgelerde halkın geleneksel tedavide kullandığı bitki karışımlarının değerlendirilmesi sonu-cunda 34 farklı karışım saptanmıştır. Bu bitki karışımları 20 familyaya ait 28 doğal ve 10 familyaya ait 14 kültür bitki taksonundan oluşmaktadır. Bitki karı-şımları genel olarak farklı 2 veya 3 bitki taksonu içermektedir. Ancak karışım 10, 24 ve 27. tariflerde olduğu gibi tek taksona şeker veya bal ilavesi yapılmıştır. Karışımları oluşturan bitkilerin ait oldukları familya isimleri, bilimsel ve yöresel isimleri ve oluşturdukları karışım numaraları Tablo’da verilmiştir.
Bitki taksonları oluşturdukları karışım sayılarına göre değerlendirildiğinde 8 karışımın içinde yer alan Mentha piperitum ve Salvia fruticosa’nın en fazla kullanılan bitkiler olduğu Tablo’da görülmektedir. Bu bitkiler sırasıyla Citrus limon (6 karışımın içinde), Origanum sp. ve Olea europaea (5 karışımın içinde), Syzygium aromaticum, Vitis vinifera ve Zingiber officinale (3 karışımın içinde), Petroselinum crispum, Sambucus nigra, Ceratonia siliqua, Rosmarinus officinalis, Malva sylvestris, Pimenta officinalis, Sesamum indi-cum, Piper nigrum, Hordeum vulgare ve Urtica urens (2 karışımın içinde) tak-sonları izlemektedir.

TARTIŞMA

Bitki karışımlarının hazırlanışı, uygula-nışı ve kullanım amacına ait bilgiler “Bitki Karışımları” başlığı altında ayrıntılı olarak verilmiştir.

Bitki Karışımları

Doğal bitki karışımları

Karışım 1:

Pistacia atlantica veya Pistacia lentiscus fındık büyüklüğünde akması (gövde yaralarından akan sa-kız), Olea europaea meyvesinden elde edilen 50 ml ılık yağ ile karıştırılarak, haricen alttan vajinal bölgeye bir bez yardımı ile yerleştirilir. Kasık ağrıları tedavisinde kullanılır.

Karışım 2:

Pimpinella cretica veya Pimpinella anisum’dan elde edilen yağ, rakı yapımı (Vitis vinifera dan elde edilen etil alkol, su, Pimpinella sp. ve çok az şekerle hazırlanır) sırasında karışıma eklenir. Akciğer kanserine iyi geldiği için kullanılır. Günde iki su bardağı rakı, iyileşinceye kadar tüketilir.

Karışım 3:

Sinapis alba yaprak ve Olea europaea meyvesinden elde edilen yağ, lapa haline getirilir ve romatizmal ağrıların tedavisinde kullanılır. Fındık büyüklüğünde kremimsi içerik romatizma ağrılarının olduğu bölgeye günde üç kez, iyileşinceye kadar sürülür.

Karışım 4:

Opuntia ficusindica gövde ve Hordeum vulgare tohumlarından elde edilen dekoksiyon çayı, böbrek taşlarını düşürücü etkisi için tüketilir. İki-üç gövde ve 100 g arpa tohumu, 5 lt suda kaynatılıp soğutulduktan sonra, günde üç bardak, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 5:

Sambucus nigra çiçeklerinden ve Rosa damascena’dan elde edilen gülsuyu karışımından elde edilen infüzyon çayı, haricen, göz yorgunluklarını giderici ve çapaklanma önleyici etkisi için tüketilir. Üç çay kaşığı kurutulmuş çiçek 1 lt kaynar suda demlenmeye bırakılır soğutulur ve içerisine 10 damla gül suyu ilave edilir. Pamuk yardımı ile gözlere kompres yapılır. Günde üç kez, iyileşinceye kadar kullanılır.

Karışım 6:

Sambucus nigra çiçeklerinden ve Petroselinum crispum dalı ve yaprağı karışımından elde edilen dekoksiyon, dahilen, anne sütünü artırıcı etkisi için tüketilir. İki çay kaşığı kurutulmuş çiçek ve iki dal ince kıyılmış maydanoz yaprağı, 1 lt suda kaynatılır. Günde iki çay bardağı, lohusalık boyunca içilir.

 

Tablo: Karışımları Oluşturan Bitkilerin Familyası, Bilimsel İsimleri, Yöresel İsimleri, Karışım Numarası

Karışım 7:

Ceratonia siliqua meyve-lerinden elde edilen bir kaşık pekmez ve Sesamum indicum’dan elde edilen bir kaşık tahın karıştırılır ve kan yapıcı etkisi için tüketilir. Günde bir kaşık, iyileşinceye kadar yenilir.

Karışım 8:

Ceratonia siliqua meyvelerinden elde edilen bir kaşık pekmez, Sesamum indicum’dan elde edilen bir kaşık tahın, Punica granatum’un meyve tanelerinden bir kaşık karıştırılır ve kan yapıcı, demir yükseltici, laksatif, eks-pektoran etkisi ve aspermi tedavisi için tüketilir.

Karışım 9:

Hypericum triquetrifolium çiçekleri ve Olea europaea meyvesinden elde edilen yağ karıştırılarak elde edilen lapa, haricen, deri yanık tedavisi için kullanılır. Günde iki kez, iyileşinceye kadar yanıklara sürülür.

Karışım 10:

Juglans regia meyveleri, şeker ve bir miktar su kaynatılır, elde edilen macunun, ağız içi yaraları, aftları ve boğaz ağrıları tedavisi için tüketilir. Günde bir çorba kaşığı macun, iyileşinceye kadar tüketilir.

Karışım 11:

Taze ya da kuru Origanum sp.,Mentha piperita ve Salvia fruticosa yapraklarından ve genç sürgünlerinden elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayı, dahilen, soğuk algınlıkları, boğaz ağrıları tedavisi, spazmolitik ve midevi etkisi için tüketilir. İki-üç taze veya bir tatlı kaşığı kuru yaprak, kekik, nane ve adaçayı 1 lt suda kaynatılır/kaynar suya atılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 12:

Taze ya da kuru Origanum sp. ve Mentha piperita yapraklarından ve genç sürgünlerinden elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayı, dahilen, spazmolitik ve midevi etkisi için tüketilir. İki-üç taze veya bir tatlı kaşığı kuru yaprak, kekik ve nane 1 lt suda kaynatılır/kaynar suya atılır. Günde iki üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 13:

Rosmarinus officinalis taze/kuru yaprak ve genç sürgünleri ile Salvia fruticosa yapraklarından elde edilen infüzyon çayı, dahilen üst solunum yolu enfeksiyonları tedavisi, diüretik ve midevi etkisi için tüketilir. Bir dalın tüm yaprakları/bir tatlı kaşığı ince kıyılmış lazmarin ve adaçayı yaprakları, 1 lt kaynar suya eklenir ve demlenmeye bırakılır. Günde bir çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 14:

Salvia fruticosa yaprak ve genç sürgünleri ile hazır poşet yeşil çay (Camellia sinensis) karıştırılması ile elde edilen dekoksiyon çayı, dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları tedavisi ile midevi, öksürük giderici ve antidepresan etkisi için tüketilir. İki-üç dal adaçayının tüm yaprakları, bir poşet yeşil çay 1 lt suda kaynatılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 15:

Salvia fruticosa yaprak ve genç sürgünleri ile Origanum sp. Yapraklarının karıştırılması ile elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayı, dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları tedavisi ile kolesterol düşürücü etkisi için tüketilir. İki-üç dal adaçayının tüm yaprakları, bir çay kaşığı kekik yaprağı 1 lt kaynar suya atılır/kaynatılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 16:

Salvia fruticosa yaprak ve genç sürgünleri ile hazır poşet Pimenta officinalis, Zingiber officinale ve Syzygium aromaticum tozu ile elde edilen dekoksiyon çayı, dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları ve hazımsızlık tedavisi ile östrojen artırıcı etkisi için tüketilir. İki-üç dal adaçayının tüm yaprakları, bir çay kaşığı bahar, zencefil ve karanfil 1 lt suda kaynatılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 17:

Salvia fruticosa yaprak ve genç sürgünleri, hazır poşet Piper nigrum tozu ile Citrus limon suyu karışımından elde edilen infüzyon çayı, dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları ve soğuk algınlıkları tedavisi ile midevi etkisi için tüketilir. İki-üç dal adaçayının tüm yaprakları, ½ çay kaşığı limon suyu ve ½ çay kaşığı karabiber 1 lt kaynar suya konulur ve demlenmeye bırakılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 18:

Laurus nobilis taze/kuru defne ile taze/kuru Rosmarinus offi-cinalis ve Eucalyptus sp. yaprak karışımından elde edilen dekoksiyon çayı dahilen, antiromatizmal etkisi için tüketilir. Üç-dört defne yaprağı, bir tatlı kaşığı efgalitto ve lazmarin yaprağı, 1 lt suda kaynatılır. Günde iki çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 19:

Malva sylvestris var. oxyloba yapraklarından elde edilen lapa, haricen, arı sokmalarına karşı tedavi edici etkisi için kullanılır. Ezilmiş beş yaprak ve üç tatlı kaşığı zeytinyağı karıştırılır, fındık büyüklüğünde karışım ilgili bölgeye tatbik edilir. Günde iki kez, iyileşinceye kadar sürülür.

Karışım 20:

Pinus brutia kabukların Vitis vinifera’dan elde edilen sirke ile kaynatılması ile hazırlanan karışım haricen, diş ağrılarını giderici etkisi için tüketilir. 50 ml sirke ve 50 g parça çam kabuğu kaynatılır, soğutulduktan sonra gargara yapılır. Günde iki kez, iyileşinceye kadar tedaviye devam edilir.

Karışım 21:

Hordeum vulgare bitkisi gövde ve genç sürgünleri, Urtica urens ve Malva sylvestris yaprakları ile Olea europaea yağı karışımından elde edilen lapa, antiromatizmal etkisi için kullanılır. Genç sürgünleri ile birlikte üç-dört gövde, iki ısırgan ve gömeç yaprağı ile 100 ml zeytinyağından elde edilen karışım ezilerek, iki saat bekletilir, ilgili eklem yerlerini tatbik edilir. Fındık büyüklüğünde lapa, günde iki kez, üç gün boyunca kullanılır.

Karışım 22:

Ranunculus bullatus ssp. cytheraeus yaprakları ve çiçekler ziva-niyada (Kıbrıs’a özgü Vitis vinifera’dan elde edilen alkollü sıvıda bekletildikten sonra, Olea europaea yağı eklenerek elde edilen lapa, haricen, egzama tedavisi için tüketilir. Üç-dört yaprak ve çiçek 100 ml alkolde üç gün bekletilir. Daha sonra süzülerek katı pelte içine 50 ml zeytinyağı eklenir ve karıştırılarak lapa elde edilir. Fındık büyüklüğündeki lapa, günde üç kez, iyileşinceye kadar ilgili bölgeye tatbik edilir.

Karışım 23:

Rubus sanctus kökleri ve Citrus limon suyu karışımından elde edilen dekoksiyon çayı, dahilen, antihiperglisemik ve böbrek taşlarını düşürücü etkisi için tüketilir. Bir kök, 5 lt limon suyu ve 5 lt su içerisinde kaynatılır. Günde bir su bardağı iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 24:

Urtica urens öğütülmüş tohum ve bal karışımı, dahilen, antitümör etkisi için tüketilir. Beş adet tohum öğütülüp balla karıştırılır, günde bir tatlı kaşığı, 2-3 hafta boyunca yenilir.

Kültür/doğal olmayan bitki karışımları

Pimpinella anisumkarışım 2 deki kullanım ile aynı şekilde kullanılmaktadır.

Karışım 25:

Mentha piperita taze ya da kuru yapraklarından ve genç sürgünlerinden elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayına Citrus limon suyu eklenir bazende bal ve dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları tedavisi ile midevi, öksürük giderici ve spazmolitik etkisi için tüketilir. İki-üç taze yapraklı dal 700 ml suda kaynatılır/kaynar suya atılır, iki çay kaşığı limon suyu eklenir. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 26:

Mentha piperita taze ya da kuru yapraklarından ve genç sürgünlerinden elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayına Piper nigrum eklenir, dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları, soğuk algınlıkları ve ses kısıklığı tedavisi ile öksürük giderici ve spazmolitik etkisi için tüketilir. İki-üç taze yapraklı dal 700 ml suda kaynatılır/kaynar suya atılır, bir çay kaşığı karabiber eklenir. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 27:

Mentha piperita taze ya da kuru yapraklarından ve genç sürgünle-rinden elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayına bal eklenir, dahilen, üst solunum yolu enfeksiyonları, soğuk algınlıkları ve ses kısıklığı tedavisi ile öksürük giderici, spazmolitik ve midevi etkisi için tüketilir. İki-üç taze yapraklı dal 700 ml suda kaynatılır/kaynar suya atılır, bir çay kaşığı karabiber eklenir. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 28:

Mentha piperita taze ya da kuru yapraklarından, genç sürgünlerinden ve Origanum sp. yapraklarından elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayı, dahilen, spazmolitik etkisi için tüketilir. İki-üç taze yapraklı nane dalı ve bir çay kaşığı kekik 700 ml suda kaynatılır/kaynar suya atılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 29:

Mentha piperita taze ya da kuru yapraklarından, genç sürgünlerinden, Origanum sp. ve Salvia fruticosa yapraklarından elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayına, bal ve Citrus limon suyu eklenir, dahilen, midevi etkisi için tüketilir. İki-üç taze yapraklı nane dalı ve bir çay kaşığı kekik 700 ml suda kaynatılır/kaynar suya atılır, bir çay kaşığı limon suyu eklenir. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 30:

Mentha piperita taze ya da kuru yapraklarından, genç sürgünlerinden ve Salvia fruticosa yapraklarından elde edilen infüzyon/dekoksiyon çayı, dahilen, spazmolitik etkisi için tüketilir. İki-üç taze yapraklı nane dalı ve bir çay kaşığı kekik 700 ml suda kaynatılır/kaynar suya atılır. Günde iki-üç çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir

Karışım 31:

Persea americana meyve kabuğu ve tohumu çıkarıldıktan sonra bir miktar Citrus limon ile karıştırılarak, doğrudan, dahilen, antianemik etkisi ve hazımsızlık tedavisi için tüketilir. Günde bir Persea americana meyvesi bir limonun suyu ile karıştırılarak, iyileşinceye kadar yenilir.

Karışım 32:

Citrus limon, Citrus sinensis ve Citrus reticulata meyvelerinin suyu sıkılarak karıştırılarak, dahilen, detoksifikasyon etkisi için içilir. Günde her meyveden birer adet, devamlı olarak içilir.

Karışım 33:

Tilia rubra yaprak ve çiçekleri ile Syzygium aromaticum kabuğu, Zingiber officinale rizomu ve Cinnamomum camphora kabuğundan elde edilen dekoksiyon çayı, dahilen, soğuk algınlıkları tedavisi için tüketilir. Günde iki-üç yaprak veya çiçek, yarım çay kaşığı toz tarçın, karanfil ve bir küçük parça zencefil rizomu, 1 lt suda kaynatılır. Günde iki çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.

Karışım 34:

Zingiber officinale rizomu, Pimenta officinalis bitkisi kabuğu ile Syzygium aromaticum kabuğundan elde edilen infüzyon çayı, dahilen, boğaz enflamasyonları, ağrıları ve soğuk algınlıkları tedavisi ile sindirim sistemi bozukluklarını giderici etkisi için tüke-tilir. 50 g rizom, 10 g bahar ve 10 g karanfil dilimlenerek, 500 ml kaynar suda demlenmeye bırakılır. Günde iki çay bardağı, iyileşinceye kadar içilir.
Bulgularımıza göre halk arasında kullanılan bu bitki karışımları genellikle dahilen dekoksiyon veya infüzyon, hari-cen lapa halinde hazırlanıp; jinekolojik hastalıklarda, soğuk algınlığında ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında, mide rahatsızlıklarında, yaraların ve yanıkların, ekzama ve ağız içi yaralarının tedavisinde, antispazmodik, antiromatizmal, laksatif, diüretik, diş ağrısı giderici ve kolestrol düşürücü olarak kullanılmaktadır.
Kıbrıs adasında tıbbi bitkiler ile ilgili etnobotanik çalışmalara4-6,8-9,11-22 bakıldığı zaman bu konuya olan ilgi ve önemin son zamanlarda arttığını gözlemliyoruz. Aynı zamanda Kıbrıs’taki tıbbi bitkilerin kimyasal içerikleri ve terapötik etkilerinin incelenmesi araştırmaları da10,23-25 bu tarz çalışmaları destekleyicidir. Kuzey Kıbrıs’ta kullanılan tıbbi bitkiler ile ilgili yüksek lisans tezi26 haricinde tıbbi bitki karışımları ile ilgili yapılan bir bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

SONUÇ

Kuzey Kıbrıs’ta tedavi amacıyla kullanılan bitki karışımlarını oluşturan bitki taksonlarının ve bunların tedavide kullanım amaçlarının Kuzey Kıbrıs’ta yapılan bilimsel nitelikli etnobotanik ve halk ilacı çalışmaları ile ilgili yayınlarda yer alıp almadıkları incelendiğinde, büyük bir çoğunluğunun farklı çalışma-larda6,8,12,20,29 genel olarak benzer amaçlarla kullanıldığının kayıtlı olduğu görülmektedir. Çalışmamızda, bu araştırmalardan farklı olarak doğal bitki taksonlarından; Pimpinella cretica, Eucalyptus tereticornis ve Hordeum vulgare, kültür bitki taksonlarından da Persea americana ve Tilia rubra’nın tedavi amacıyla kullanımlarına ait herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

KAYNAKLAR
  1. Meikle, R. D. (1977). Flora of Cyprus. The Bentham-Moxon Trust, Royal Botanic Gardens, Kew, 1, pp. 1-832, ISBN 0 9504876 35, Robert MacLehose and Campany Limited Printers to the University of Glasgow.
  2. Meikle, R. D. (1985). Flora of Cyprus. The Bentham-Moxon Trust, Royal Botanic Gardens, Kew, 2, pp. 833-1969. ISBN 0 9504876 43,Clark Constable, Edinbrugh, London, Melbourne.
  3. Zannettou- Pandeli, K. (1998). The Medical Plants of Cyprus. Larnaca. ISBN: 9963 – 8368 – 0-1, pp. 254.
  4. Heywood, V., ve Skoula, M. (1999). The Medusa Network: Conservation and sustainable use of wild plants of the Mediterranean region. Reprinted from: Perspectives on new crops and new uses. J. Janick (ed.), ASHS Press, Alexandria, VA.
  5. Hadjikyriakou, G. M. (2007). Aromatic and Spicy Plants in Cyprus. Bank of Cultural Foundation. ISBN: 978-9963-42-852-6, pp. 441.
  6. Georgiades, C. C. (1992). Flowers of Cyprus, Plants of Medicine, Vol 1. Loris Stavrinides & Son Ltd., Nicosia, pp.99.
  7. Tsintides, T., Christodoulou, C. S., Delipetrou, P., Georghiou, K. (2007). The Red Data Book of the Flora of Cyprus. Lefkosia, ISBN: 978-9963-9288-0-4, pp. 446.
  8. Lardos, A. (2006). The Botanical Materia Medica of the Latrosophikon-A Collection of Prescriptions from a Monastery in Cyprus. Journal of Ethnopharmacology, 104, 387-406.
  9. Uslu, T. (2007). Medicinal and Posinous Plant of North Cyprus. Orman ve Av Dergisi, 84(5), 43-6.
  10. Gücel, S. (2010). Arundo donax L. (Giant reed) Use by Turkish Cypriots. Ethnobotany Research & Application, 8, 245-8.
  11. Savvides, L. (2000). Edible Wild Plants of the Cyprus Flora. Nicosia.
  12. Georgiades, C. C. (1987). Flowers of Cyprus, Plants of Medicine. Vol II, Nicosia, 103, Loris Stavrinides & Son Ltd., ISBN 9963-7540-2-3.
  13. Vehbi, V. (1991). Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Yabani Çiçekleri ve Tıbbi bitkileri. K. K. T. C. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları- 20. ISBN: 975-17-0797-8.
  14. Dedeçay, S. S. (1998). Kıbrıs’ta Kokulu Bitkiler ve Bunların İhtiva Ettiği Kokulu Yağlar ve Sağaltıcı Özellikler. Lefkoşa: Lefkoşa Özel Türk Üniversitesi Yayınları, 14.
  15. Bozkurt, İ., Arnavut, F. (2006). Yeniboğaziçi Halk Kültürü. Gazi Mağusa. ISBN: 975-97567-9-X.
  16. Della, A., Paraskeva-Hadjichambi, D. ve Ch Hadjichambis, A. (2006). An Ethnobotanical Survey of Wild Edible Plants of Paphos and Larnaca Countryside of Cyprus. Journal of Ethnobiology and Ethnomedicine, 2(34).
  17. Pieroni, A., Giusti, M. E., Pasquale, C.,Lenzarini, C., Censorii, E., Gonzáles-Tejero, M. R., ve diğerleri (2006). Circum-Mediterranean cultural heritage and medicinal plant uses in traditional animal healthcare: a field survey in eight selected areas within the RUBIA project. Journal of Ethnobiology and Ethnomedicine, 2(16).
  18. Gonz´alez-Tejero, M. R., Casares-Porcel, M., S´anchez-Rojas, C. P., Ramiro-Guti´errez, J. M., Molero-Mesa, J., Pieroni, A., ve diğerleri. (2008). Medicinal plants in the Mediterranean area: Synthesis of the results of the project Rubia. Journal of Ethnopharmacology, 116, 341-57.
  19. Öztürk, M., Uysal, İ., Gücel, S., Mert, T., Akçiçek, E. ve Çelik, S. (2008). Ethnoecology of poisonous plants of Turkey and Northern Cyprus. Pakistan Journal of Botany, 40(4), 1359-86.
  20. Yöney, A., Prieto, J., Lardos, A. ve Heinrich, M. (2010). Ethnopharmacy of Turkish-speaking Cypriots in Greater London. Phytotherapy Research, 24, 731–40.
  21. Yıldırım, F.K. (2010). Kuzey Kıbrıs’ın Faydalı Bitkilerinin ve Kullanım Alanlarının Araştırılması. Yüksek Lisans Tezi, Yakın Doğu Üniversitesi, Lefkoşa.
  22. Perfumi, M., Arnold, N. ve Taccini, R. (1991). Hypoglycemic Activity of Salvia fruticosa Mill. from Cyprus. Journal of Ethnopharmacology, 34(2-3), 135-40.
  23. Filippou, C., Antoniou, P. ve Fotoboulus, B. (2011).. Effect of Drought and Rewatering on the Cellular Status and Antioxidant Response of Medicago truncatula Plants. Plant Signaling& Behaviour, 6(2), 270-7.
  24. Tenore, G.C., Ciampaglia, Arnold, N.A., Piozzi, F., Napoltiana, V., Rigano, D. ve diğerleri. (2011). Antimicrobial and antioxidant properties of the essential oil of Salvia lanigera from Cyprus. Food and Chemical Toxicology, 49(1), 238-43.
  25. Ozan, Ç., (2011) Kuzey Kıbrıs’ta Kullanılan Tıbbi Bitkiler. Yüksek Lisans Tezi, Yakın Doğu Üniversitesi, Lefkoşa.
  26. Viney, D.E. (1994). An Illustrated Flora of North Cyprus, vol 1. Koenigstein: Koeltz Scientific Books, 697.
  27. Viney, D. E. (1996). An illustrated flora of North Cyprus, Vol 2. A.R.G. Gantner Verlag K.-G. Vadus/Liechtenstein, 167, ISBN 3-904144-04-9.
  28. Dokos, C., Hadjicosta, C., Dokou, K. ve Stephanou, N. (2009). Ethnopharmacological Survey of Endemic Medicinal Plants in Paphos District of Cyprus. Ethnobotanical Leaflets, 13, 1060-68.
İLETİŞİM

Yrd.Doç.Dr. Dudu Özkum,
YDÜ Eczacılık Fakültesi
Farmasötik Botanik Anabilim Dalı
Lefkaşa, KKTC
duduozkum@hotmail.com

 

Hastanede Kullanılan Kalıp Sabun ve Sıvı Sabunların Bakteriyel Kolonizasyonu

ÖZET
Amaç:

Bu çalışmada, hastane ortamlarında kullanılan el yıkama sabunlarındaki bakteriyel kolonizasyonun saptanması amaçlanmıştır.
Yöntem ve gereçler: Çalışma, bir göğüs hastalıkları ve cerrahisi eğitim hastanesinde karşılaştırmalı kesitsel araştırma olarak tasarlanmıştır. Hastane personelinin çalışma alanlarındaki lavabolardaki kalıp sabunların yüzeylerinden 2003 yılında sürüntü alınmıştır. Hastane yönetimi, 2004 yılındael yıkama politikasını değiştirmiş ve sıvı el sabunlarının kullanılmasına karar vermiştir. İkibin beş yılında, sıvı sabun başlıklarından 44 sürüntü alınmıştır. Sürüntü kültürleri ve üreyen mikroorganizmaların tanımlanması geleneksel mikrobiyolojik yöntemlerle yapılmıştır.

Bulgular:

Elli kalıp sabunun 36’sında (%72) bakteriyel kolonizasyon saptanmıştır. Başlıca Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli and Acinetobacter baumanii içeren 44 mikroorganizma üremiştir. Sıvı sabunlardan çoğunluğu Pseudomonas türü olan yedi mikroorganizma izole edilmiştir. Hastane enfeksiyonu hızı, 2003 yılında %4.2’ten 2004 yılında %2.2’ye düşmüştür.

Sonuç:

Uygun el yıkama malzemelerinin uygun şartlar altında kullanılması gereklidir ve el yıkama ile kurallar sağlık tesisinde tanımlanmalıdır.Sıvı sabunlar hijyenik el yıkama için daha uygun olduğu düşünülmüştür. Hastane enfeksiyonları hızı sıvı sabun kullanıldığı dönemde kalıp sabun kullanılan döneme göre daha düşük bulunmuştur.

Anahtar Kelimeler: El Yıkama, Hastane Enfeksiyonu, Kalıp Sabun, Sıvı Sabun,

 

Türkiye’deki Genç Popülasyonda Akneye İlişkin İnanışlar, Algılamalar ve Tutumlar

Asli Feride KAPTANOGLU1, Zeynep Erden ÇALISIR2, Recep AKDUR2

Yrd.Doç.Dr, Yakındoğu Üniv Tıp Fakültesi, Dermatoloji Anabilim Dalı. Lefkoşa, KKTC1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Departmanı, Ankara, Türkiye2

ÖZET
Amaç:

Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki genç popülasyonda akne vulgaris’e ilişkin inanışlar, algılamalar ve tutumları değerlendirmektir.
Metod: Hekim olmayan bir anketör tarafından, bir alışveriş merkezi içerisinde rastgele seçilen genç insanlara isteğe bağlı olarak kişinin kendi yanıtladığı anket formları dağıtılmıştır. Yanıtlar, demografik verilerle ilişkilendirilmiştir.
Bulgular:

Anahtar Kelimeler: Akne, Algılamalar, İnanışlar, Tedavi, Türk, Tutumlar, Ürün,
Toplam 100 anket formu verilmiş ve bunlardan 83’ü tam olarak doldurulmuştur. Yaş aralığı 17-40’tır (ortalama 21.79). Yirmi beş erkek (%30.1) ve 58 kadın (%69.9) soruların tamamını yanıtlamıştır. Anketörlerin %74.7’si aknenin tedavi edilebilir bir durum olduğunu düşünmektedir. Akne konusunda edinilen bilgilerin başlıca kaynağının internet olduğu saptanmıştır (%86.7); bunun ardından dergiler-gazeteler (%51.8), televizyon (%31.8) ve arkadaşlar gelmektedir (%41). Bu amaçla en sık kullanılan web siteleri arama motorları (%42.3) ile Türkçe yerel sağlık siteleridir (%21.1). Katılımcıların yalnızca %27.7’si edindiği bilgileri “yeterli” olarak nitelendirmiştir. Ankete katılanların %95.2’si daha önce bir akne preparatı kullanmıştır. Ürünlere ilişkin bilgi kaynaklarının çoğunlukla arkadaşlar (%49.4), dergiler-gazeteler (%30.4), televizyon (%27.8) ve hekim (%27.8) olduğu gözlenmiştir.

Sonuç:

Bu çalışmanın sonuçları, akneye ilişkin yanlış fikirler ve yanlış inanışlara sık rastlandığını ortaya koymaktadır. Genç popülasyon bu konuda bir hekime ya da aile desteğine başvurmak yerine sorunu kendi başına çözmeyi yeğlemektedir. Bu noktada internet, kilit bir pozisyonda duruyor gibi görünmektedir.

GİRİŞ

Akne, genç popülasyonda ortaya çıkan ve pilosebasöz üniteleri etkileyen bir hastalıktır. Daha önce yapılmış olan çalışmalarda aknenin benlik saygısı, ruh sağlığı ve ilişki kurma yeteneğini ileri derecede bozduğu ve hatta intihara zemin hazırladığı gösterilmiştir.14Buna karşılık etnik grup, eğitim, sosyoekonomik durum, aile desteği ve hükümetlerin sağlık politikaları gibi çevresel faktörlere bağlı olarak normalleştirilen ya da daha fazla vurgulanan akne hakkında çelişkili birçok konu mevcuttur.5Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde aknenin genç insanlarda yaşam kalitesi üzerindeki etkisini veya akneye ilişkin inanışlar, bilgiler ve algılamaları araştıran çalışmalar yürütülmüştür.5,7Yerel faktörler hastalığa ilişkin farkındalık, tıbbi yardım alma ve tedavi uygulamalarına uyum gibi konularda major bir rol oynamaktadır. Hekimler bir hastayı tedavi ederken bu yerel etkenlerin tümünü dikkate almak durumundadır. Türkiye’deki adolesanlar arasında aknenin yaşam kalitesi üzerindeki psikolojik etkilerini inceleyen bazı çalışmalar mevcut ise de,8 Türkiye’deki genç popülasyonun akneye ilişkin güncel bilgileri, inanışları, algılamaları ve davranışlarına ilişkin bir çalışma yoktur. Bu çalışma özellikle Türkiye’deki genç popülasyonun aknenin patogenezine ilişkin bilgileri, bilgi kaynakları, tedavi seçenekleri ve beklentileri üzerine yoğunlaşarak bu kesimin akneye ilişkin eğilimlerini değerlendirmek amacıyla tasarlanmıştır.

MATERYAL VE METOD

Hekim olmayan bir anketör tarafından bir alışveriş merkezinde rastgele seçilen genç insanlara isteğe bağlı olarak kendi kendine yanıtlanan bir anket formu doldurtulmuştur. Anket formu Tan ve ark.6 tarafından 1999 yılında hazırlanmış olan anketin modifiye edilmesiyle hazırlanmıştır. Yüz adet anket formu dağıtılmıştır; bunlardan 83’ü tamamen yanıtlanmış ve yalnızca tamamlanmış olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular demografik verilerle ilişkilendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme, SPSS yazılım programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir.

BULGULAR

83 anket formunda tüm sorular yanıtlanmış ve çalışmaya dahil edilmiştir. Ankete katılanların yaş aralığı 17-29’dır (ort.21.76). Katılanların %69.6’sı kadın, %30.1’i erkektir. Anketörlerin %48’inde 1 yıldan daha uzun, %16.9 ’unda yaklaşık 6-12 ay ve %36.1’inde 6 aydan daha kısa süreli akne öyküsü vardır.

Akneye Yol Açan Nedenler ile Şiddetini Artıran Faktörlere İlişkin İnanışlar

Akneye yol açan neden olarak en sık belirtilen faktörler şunlardır: Hormonlar %47, kötü cilt hijyeni %53, enfeksiyonlar %39.8, genetik %20.5 ve diyet %8.4. Stres hastalığın şiddetini en çok artıran faktör olarak bildirilmiştir (%83.1). Diğer şiddetlendirici faktörler kötü hijyen %54.2, kozmetikler %38.6, ısı ve nem %24.1 ile diyet %16.9 olarak ifade edilmiştir. Bir kişi (%3.6), akneye yol açan faktör olarak cinsel birleşmeyi öne sürmüş, 3 kişi (%10.2) ise mastürbasyonun akneyi şiddetlendirebileceğini bildirmiştir.

Bilgi Kaynakları

Akne için en çok rapor edilen bilgi kaynağı internettir (%86.7). Diğer bilgi kaynakları şunlardır: Dergiler-gazeteler %51.8, televizyon %31.8, arkadaşlar %41, aile %22.9, okul %19.3, hekim %37.3, eczacı %15.7, kitaplar %3.6. Internette arama motorları en çok kullanılan web siteleri olup (%42.3) ardından Türkçe yerel sağlık siteleri (% 21.1), uluslararası sağlık siteleri (% 12.7), Türkçe sohbet grupları (%21.1), uluslararası sohbet grupları (%12.7), internetteki reklamlar veya spamlar (%11.3) ve haber siteleri gelmektedir (% 2.8). Katılımcılardan yalnızca %27.7’si akne hakkında edindikleri bilginin “yeterli” olduğunu ifade etmiştir. Akne ürünleri hakkındaki başlıca bilgi kaynağı arkadaşlar (%49.4) ve dergiler (%30.4) olarak rapor edilmiştir. Bildirilen diğer kaynaklar televizyon (%27.8), hekim (% 27.8), eczacı (%21.5), aile (%21.5), okul (%12.7) ve internettir (%6.3). Tedavi seçeneklerine ilişkin bilgi kaynakları arasında en çok bildirilenler:gazete ve dergiler (%46.3), hekimler (%41.3), televizyon (%33.8), arkadaşlar (%37.5), internet (%25), eczacılar (%20), okul (% 18.8), aile (%15.8) ile kitaplardır (%3.8).

Aknenin İlişkiler Üzerindeki Etkisi

Katılımcıların çoğu aknenin aile ve arkadaşlarla olan ilişkilerini veya okul yada iş performanslarını etkilemediğini rapor etmiştir. Aknenin ilişkiler üzerinde negatif bir etkisi olduğunu belirtenler, 1 yıldan daha uzun bir süredir akne lezyonları olan hastalardır. Anksiyeteye yol açan faktörler görünüm (%51), ağrı (%4.8), ve tedaviler (%1,2) olarak bildirilmiştir. Ankete katılanların %42.2’si akneyle ilişkili bir anksiyete rapor etmemiştir.

Tedaviler

Katılımcıların %74.72 si aknenin tedavi edilebilir bir bozukluk olduğunu, buna karşılık %10.8’i tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir. Ancak %14.5’inin tedavi konusunda herhangi bir fikri yoktur.
Tedavi süresine ilişkin inanışlar 6 aydan daha uzun süre (%33.8), 6 aydan daha kısa süre (%24.3), birkaç hafta (%31.2) ve birkaç gün (% 6.8) olarak bildirilmiştir. Ankete yanıt verenlerin %66.3’ü herhangi bir özel tedavi seçeneği belirtmezken, %9.6’sı krem ve, veya jelleri, %8.4’ü ise oral tedavileri denemek istediklerini rapor etmiştir.
Hastaların %75.9’unda herhangi bir spesifik tedaviden kaçınma durumu söz konusu değildir. Buna karşılık vakaların %14.5’i antibiyotikleri, %4.8’i ise hormonal tedaviyi istemediğini beyan etmiştir. Hastaların hiçbiri sistemik isotretinoin tedavisini tercih ettiğini ya da tam aksi, istemediğini belirtmemiştir. Herhangi bir tedavi seçeneğinden kaçındıklarını bildiren vakaların tümü, bunun nedeni olarak “yan etkiler”i göstermiştir. Ankete katılanların tümü tedavi maliyetini “önemsiz bir faktör” olarak nitelemiştir. Tablo 1‘de ankete katılanların akne tedavileri konusundaki bilgi durumları ve düşünceleri gösterilmektedir.

TARTIŞMA

Akne vulgaris, sosyal becerilerin ve bireyler arası ilişkilerinin en çok geliştiği dönemde ortaya çıkan ve kozmetik ürün reklamlarının vurguladığı yumuşak, kadifemsi, mükemmel bir cilde sahip olma baskısı altında olan adölesan ve genç erişkinlerde görülen en yaygın deri hastalığıdır. Genç insanlar kimlik iletişiminin ve diğerleri tarafından çekici bulunmanın bir ifadesi olarak görünümleri ile daha fazla ilgilidirler. Gençler özel bir “çekirdek tüketici grubu” olarak belirlenmiştir çünkü bu kişiler gelişme ve görünümlerinde düzelme vadeden ürünleri denemek açısından sabırsız olan güçlü tüketicilerdir. Ürünler hakkındaki bilgileri daha çok arkadaşlar, dergiler, reklamlar ve televizyon vasıtasıyla edinmektedirler. Siber uzayın internet aracılığıyla evlere kadar ulaşacak şekilde yaygınlaşmış olduğu dikkate alındığında, genç insanların cilt bakım ürünlerini ve kozmetikleri pazarlayan çeşitli firmaların ve reklamların baskısı altında olduğu bir gerçektir. Buna karşılık eğitim düzeyinin yükselmiş olmasına bağlı olarak çeşitli kimyasalların kendi sağlıkları üzerindeki etkisine ilişkin çekinceleri de bulunmaktadır.9,10Ayrıca akne bazen, etnisite veya genetikle ilgili olarak aile veya popülasyon tarafından normalleştirilebilir. Bunun yanı sıra genç insanlar zaman zaman modern tıp ve daha yararlı gibi görünen geleneksel yöntemler konusunda çelişkiler de yaşayabilmektedir.57Başarılı bir akne tedavisi ancak tüm bu çevresel ve sosyal faktörlerin dikkate alınması ile gerçekleştirilebilir. Algılamalar ve yanlış inanışlar bertaraf edilirken hastaya yeterli bilgi aktarılmalıdır. Literatürde akne hastalarının inanışları, algılamaları ve yanlış bilgilerine ilişkin güncel veriler yeterli olmadığı gibi klinik uygulamalar açısından da uygun değildir. Bu konuda sadece yakın zamanda yapılmış iki çalışma bulunmaktadır.Rasmussen ve ark. 1983 yılında bir üniversite ortamında akne hastalarının davranış ve algılamalarını incelemişlerdir.6 Diğer çalışma ise 1991’de bir halk sağlığı merkezinde Tan ve ark. tarafından gerçekleştirilmiştir.7 Bizim çalışmamız bu iki çalışma ile bazı ortak yönlere sahipse de, çalışma gruplarının farklı olması nedeniyle sonuçlar karşılaştırılabilir değildir.Çalışmamızdaki olguların çoğu aknede etiyolojik bir faktör olarak hormonları ve enfeksiyonlar ve, veya hijyenik sorunları rapor etmişlerdir.

 

Tablo 1

Akneyi en çok şiddetlendiren faktör olarak stres bildirilirken bunu kozmetikler ve diyet izlemiştir. Bu sonuçlar literatürle büyük oranda paralellik göstermekteyse de diyetin rolü hakkında bir fark gözlemlenmektedir. Bizim katılımcılarımızın çoğu diyeti şiddetlendirici bir faktör olarak gördüklerini bildirmişlerdir. Diyetin akne üzerinde herhangi bir etkisi olmadığına ilişkin klasik bir bilgi mevcuttur9  fakat Cordain ve ark. 2002’de yaptıkları çalışmada diyet ve akne arasında “insüline benzer büyüme faktörü” ve retioniod reseptörler yolağı aracılığıyla  bir ilişki bulunduğunu göstermişlerdir.11 Bizim çalışmamızın sonuçları da diyetakne ilişkisinin, yeni gelişen laboratuar yöntemleri ile, yeniden ele alınması gerekliliğine işaret etmektedir.

Akneye ilişkin bilgi kaynağı olarak en çok rapor edilen internet olmuştur. Bu ilginç bir sonuçtur çünkü literatürde ilk defa rapor edilmektedir. Bunun yanı sıra diğer çalışmalarda olduğu gibi televizyon, dergiler ve gazeteler de başlıca bilgi kaynağı olarak bildirilmiştir. Arkadaşlar, “ürünlere ilişkin bilgi” konusunda en sık bildirilen bilgi kaynağı olmuştur. Bu saptama, kişilerarası ilişkilerin genç insanlar üzerindeki etkisi açısından bir ipucu olabilir. Medya ve reklamların etkileyici gücü dikkate alınarak bilgilendirici ve eğitici programlar teşvik edilmelidir. Çok düşük oranda bir katılımcı hekimleri, “bilgi kaynağı” olarak belirtmiştir ve bu durum, koruyucu sağlık sistemimizdeki bir eksikliğe işaret etmektedir. “Bilginin yeterli olmaması”na ilişkin elde edilen oranın %75 olması da bu eksikliği güçlendiren bir diğer saptamadır.

Bu çalışmadaki katılımcıların çoğu aknenin “tedavi edilebilir” bir hastalık olarak düşündüklerini rapor etmişlerdir. Fakat ilginç olan nokta, olguların çoğunun 6  ay ve daha kısa süreli bir tedaviye ihtiyaçları olduğunu belirtmiş olmalarıdır ve bu süre çoğu tarafından “haftalar” şeklinde rapor edilmiştir. Bu bulgu, genç popülasyonun sabırsızlığını gösteren çok önemli bir bulgudur. Bu nedenle hekimler her zaman, hasta uyumunu artırabilmek amacıyla uzun süreli bir tedavinin gerekli olduğunu açıklamalıdır. Katılımcıların çoğu cilt temizleyicileri ve topikal tedaviler hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahip gibi görünmektedirler. Ancak hormonal tedavi, kimyasal peeling ve isoretinoin tedavileri hakkındaki bilgileri çok yetersizdir. Bu nedenle %15 olgu antibiyotik veya hormon ilaçlarından kaçındıklarını belirtmiştir. İlginç olan, hastaların hiçbirinin kimyasal peeling veya isoretinoin tedavileri gibi daha güçlü tedavilerden kaçınmadıklarını bildirmiş olmalarıdır.Aknenin arkadaşlar ve aile ilişkileri ile iş/okul yaşamı üzerindeki etkisi, literatürdeki güncel verilerle çelişkili gibi görünmektedir.1,8,12,13 Hastaların çoğu performanslarının veya ilişkilerinin anlamlı bir şekilde etkilenmediğini rapor etmişlerdir. Bu sonuçlar, Türk popülasyonundaki genç insanlar arasında aknenin halen normal bir durum olarak kabul edildiğine ve dolayısıyla bireyler arasındaki ilişkiler üzerinde önemli bir etkiye sahip olmadığına ilişkin pozitif ipuçları olabilir.

SONUÇ

Bu çalışma dermatologlara, Türk popülasyonunda akne hakkındaki inanışlar, algılamalar ve yanlış bilgiler  konusunda bazı veriler sunmakta ve daha ileri çalışmalar için dünya literatürüne bilgi aktarmaktadır. Dermatologların, aknesi olan genç kişilerin tedavisinde,o yaş grubuna özgü tabirleri ve iletişim araçlarını kullanarak, güvenilir, etkili ve rahat bir şekilde sağlıklarına kavuşmalarına yardımcı olurken, medya, eğitimciler ve ebeveynlerle işbirliği yapmaları gerektiği çok açıktır.

REFERANSLAR
  1. Lasek RJ, Chren MM. Acne vulgaris and quality of life of adult dermatology patients. Arch Dermatol 1998; 134: 454-8.
  2. Mallon E, Newton JN, Klassen A, Brown-Stewart SL, Ryan TJ, Finlay AY. The quality of life in acne. Br J Dermatol 1999; 140: 672-6.
  3. Layton AM, Seukeran D,Cunliffe WJ. Scarred for life? Dermatology 1997; 195(suppl 1): 15-21.
  4. Göğüş Ak. Aknenin psikososyal yönü. Türkiye Klinikleri J Int Med Sci 2006; 2(30): 61-4.
  5. Pearl A, Arrol B, Lello J, Birchall NM. The impact of acne: a study of adolescents’ attitudes, perception and knowledge. NZ Med J 1998; 111: 269-71.
  6. Rasmussen JE, Smith SB. Patient’s concepts and misconceptions about acne. Arch Dermatol 1983; 119:577-80.
  7. Tan JK. Beliefs and perceptions of patients with acne. J Am Acad Dermatol 2001; 44: 439-45.
  8. Aktan S, Ozmen E, Sanli B. Anxiety, depression and nature of acne vulgaris in adolescents. Int J Dermatol 2000; 39: 354-7
  9. Usatine RP, Quan M. Pearls in the manage-ment of acne. Dermatology 2000; 27(2): 289-308.
  10. Marcoux D. Apperance, cosmetics, and body art in adolescents. Dermatol Clin 2000; 18(4): 667-73.
  11. Cordain L, Lindeberg S, Hurtado M, Hill K. Acne vulgaris: A disease of Western Civilization. Arch Dermatol 2002; 138: 1584-90.
  12. Mulder MMS, Sigurdsson V, Van Zuuren EJ, Klaassen EJ. Psychosocial impact of acne vulgaris. Dermatology 2001; 203: 124-30.
  13. Koo JY, Smith LL. Psychologic aspects of acne. Ped Dermatol 1991; 8(3): 185-8.
İLETİŞİM

Yrd.Doç.Dr.Asli Feride KAPTANOĞLU
Yakındoğu Universitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı
dr.aslikaptanoglu@gmail.com

 

Klamidya Trakomatis Tanısında Kullanılan Hücre Kültürü, Hibridizasyon ve Direkt Flöresan Antikor Testlerinin Karşılaştırılması

Elçin AKDUMAN1, Talat ECEMİŞ2, Sermet SAĞOL3, Candan ÇİÇEK4,
Seda VATANSEVER5, Beril ÖZBAKKALOĞLU2

İnegöl Devlet Hastanesi, Bursa, Türkiye1
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Manisa, Türkiye2
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İzmir, Türkiye3
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İzmir, Türkiye4
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, Manisa, Türkiye5

ÖZET

Klamidya trakomatis tanısında hücre kültürü yanında diğer bazı testlerin geliştirilmiş olmasına rağmen, testlerin etkinliği ile ilgili olarak farklı sonuçlar bildirilmektedir. Bu çalışmada, 100 infertil kadının servikal örneklerinde K. trakomatis’in saptanmasında kullanılan hibridizasyon ve direkt flöresan antikor testlerinin duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerlerini altın standart olan hücre kültürü yöntemi ile karşılaştırdık.Örneklerin 11’inde hücre kültürü ile K. trakomatis saptandı. Direkt flöresan antikor ve hibridizasyon testleriyle sırasıyla, 7 ve 19 örnek pozitif bulundu. Direkt flöresan antikor ve hibridizasyon testleri için duyarlılık sırasıyla %54,5, %81,8; özgüllük %98,9, %88,8; pozitif prediktif değer %85,7, %47,4; negatif prediktif değer %94,6, %97,5 olarak hesaplandı. Sonuç olarak K. trakomatis tanısında tek bir testin mükemmel bir duyarlılık ve özgüllüğe sahip olmadığı, alınan sonuçların bir diğer test ile doğrulanması gerektiği ve hibridizasyon testinin hızlı ve etkin olduğu sonucuna varıldı.

Anahtar Kelimeler: Chlamydia trachomatis, Tanı, Test,

Giriş

Klamidya trakomatis, cinsel yolla bulaşan hastalıklara neden olan etkenler arasında en sık izole edilen mikroorganizmalardan biridir. Sıklıkla erkeklerde üretrite, kadınlarda asemptomatik servisite neden olur ve tedavi edilmeyen enfeksiyonlar üreme sisteminde ciddi komplikasyonlara yol açabilir. İnfertilite, ektopik gebelik, kronik pelvik ağrı gibi sekellerle seyreden pelvik inflamatuar hastalık (PID), enfeksiyonun önemli bir komplikasyonudur.1

Son zamanlara kadar, klamidya enfeksiyonlarının tanısı, “altın standart” olarak kabul edilen hücre kültürü yöntemine dayanmaktaydı. Ancak klinik örneğin alınması, taşınması, saklanması aşamalarında, etkenin canlılığını yitirmesi sonucunda hücre kültürünün duyarlılığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu nedenle, direkt flöresan, enzim immünoassay, DNA prob teknikleri, polimeraz zincir reaksiyonu, ligaz zincir reaksiyonu, transkripsiyon aracılı amplifikasyon gibi nükleik asit amplifikasyon testleri geliştirilmiştir. Tüm bu testlerin duyarlılık ve özgüllükleri, ekonomik sonuçları yanında rutin mikrobiyoloji laboratuvarında uygulanabilirliğinde farklı yaklaşımlar ve tercihler söz konusu olabilmektedir.2 Nükleik asit amplifikasyon testleri, az sayıda mikroorganizmayı saptayabilen yüksek duyarlılıkta testlerdir ve rutin servikal örneklerde C. trakomatis saptanmasında güvenle kullanılmaktadır. Yeni geliştirilen ve sıklıkla laboratuvarlarda kullanılan diğer testlerin etkinliği ve verimliliği ile ilgili veriler değişkenlik göstermektedir.3,4

Bu çalışmada, servikal örneklerde C. trakomatis’in saptanmasında kullanılan hibridizasyon ve direkt flöresan antikor (DFA) testlerinin duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerlerini altın standart olan hücre kültürü yöntemi ile karşılaştırmak istedik.

GEREÇ VE YÖNTEM
Klinik Örnekler

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Tüp Bebek Merkezi’ne Kasım 2005-Eylül 2006 tarihleri arasında başvuran, servisitle ilgili yakınması olmayan toplam 100 infertil kadın hasta çalışma kapsamına alındı.

Her hastadan, hücre kültürü, DFA ve hibridizasyon testleri için ayrı ayrı endoservikal sürüntü örneği alındı. Servikste geçiş zonundan, endoüretra meatusundan 2-4 cm içeriye sokulan dakron eküvyon 10-30 saniye, 360 derece döndürülerek alınan örneklerde, mümkün olduğu kadar çok epitel hücresin toplanmasına, mukus içermemesine ve eküvyonun vajen mukozasına değmemesine dikkat edildi. Hücre kültürü ve DFA için kullanılacak olan örnek, Chlamydia transport medium içeren tüplere (Eurotubo®, Deltalab, İspanya) aktarıldı. Hibridizasyon testi için kulanılacak örnekler ise ise üretici test firmasının örnek taşıma tüplerine (GenProbe®, Inc., San Diego, Amerika Birleşik Devletleri) konuldu. Örnekler laboratuvara ulaşıncaya kadar +4 ⁰C’de bekletildi, testler uygulanıncaya kadar -80⁰C’de saklandı.

Hücre Kültürü

McCoy hücreleri kullanılarak “shell vial” hücre kültürü yöntemi uygulandı. Ardışık pasajlarla üretilen hücrelerin bulunduğu flasklara tripsin ilave edildi 37⁰C de 5–10 dakika inkübe edildi ve ayrışmaları sağlandı. Hücreler “growth” solüsyonu (GS) (Biochrom, Berlin, Almanya) konulmuş (25 cm2 flask için 4 ml) flasklara aktarıldı ve %5 CO2’li etüvde 37⁰C de tam bir tabaka oluşturana kadar inkübe edildi. Daha sonra shell vial şişelerine (Borkim, İstanbul, Türkiye) aktarıldı ve %5 CO2’li etüvde 37°C’da 24–48 saat inkübe edildi. Dondurucudan çıkarılan örnekler vortekslendi. Her örnek McCoy içeren iki shellvial tüpüne, por çapı 0.45 µm olan filtreden geçirilerek ekildi ve 1750Xg’de 60 dakika santrifüjlendi. Oda ısısında bir saat bekletildikten sonra tüplerin içindeki ortam aspire edilerek uzaklaştırıldı ve hücrelerin üzerine “idame” besiyeri (Biochrom, Berlin, Almanya) eklendi. Shell vial tüpleri 37⁰C da %5 CO2’li ortamda 48 saat inkübe edildi. İnkübasyon bitiminde shell vialller içindeki lameller lam üzerine alındı ve soğuk asetonda 10 dak, -20 °C’da bekletilerek fiske edildi. Yıkamalar sonrasında lameller, 25⁰C. Trakomatis’in dış membran proteinine (major outer membrane protein=MOMP) karşı oluşmuş ve fluorescein isothiocyanate (FITC) ile işaretlenmiş monoklonal antikor (Fluorotect Chlamydia, Omega Diagnostics, İskoçya) ile boyandı ve 37⁰C’’da nemli ve karanlık ortamda 30 dakika bekletildi. Yıkama sonrasında lameller flöresan mikroskobunda X400 büyütmede incelendi. Parlak elma yeşili yansıma veren bir veya daha fazla hücre içeren örnekler pozitif olarak kabul edildi.

DFA Testi

DFA tekniği için, C. trakomatis’in MOMP antijenine karşı ve FITC ile işaretlenmiş monoklonal antikorlar içeren Fluorotect Chlamydia kiti (Omega Diagnostics, İskoçya) kullanıldı. Ependorflardaki örnekler santrifüjlendi ve elde edilen çökelti sitospinlendi, aseton ile -20 ⁰C’da 10 dakikada lama fiske edilen sürüntü örneği, monoklonal antikor ile boyandı. Hazırlanan preparatlar X400 büyütmede flöresan mikroskopu ile incelendi. Sürüntü örneklerinde yeteri sayıda epitel hücresinin bulunmuş olmasına dikkat edilerek üç veya daha fazla elma yeşili flöresan veren, düzgün kenarlı yuvarlak veya oval elementer cisim içeren örnekler pozitif kabul edildi.

Hibridizasyon Testi

Bu çalışmada, endoservikal örneklerden C. trakomatis ve/veya N. gonorrhoaea’yı saptayan bir DNA probe testi olan hibridizasyon bazlı PACE 2C® testi (GenProbe, Inc., San Diego, Amerika Birleşik Devletleri) kullanıldı. Bu testte, hedef organizmanın ribozomal 16 s RNA’sına komplementer olan kemiluminesan madde ile işaretlenmiş tek sarmallı DNA probu kullanıldı. Kit içeriğindeki liyofilize prob, öneriler doğrultusunda “hibridizasyon buffer” ile homojen süspansiyon haline getirildi. Hazırlanan örnekler ve kontrollerden 100 tüplere dağıtıldı, tüpler manyetik tepsiye (rack) dizildi ve üzerine hazırlanmış prob solüsyonundan 100⁰C eklendi. Tüplerin üzeri koruyucu kart ile kapatıldı ve 60⁰C lik su banyosunda tüpler 1 saat inkübe edildi. Her tüpe 1 ml ayrıştırma çözeltisinden koyuldu ve 60⁰C’lik su banyosunda 10 dakika inkübe edildi. İçindeki sıvı boşaltılarak yıkama sıvısı kondu ve 20 dakika oda ısısında inkübe edildi. Süpernatan atılarak dipteki çökelti homojen hale getirildi ve kontrollerle birlikte luminometrede (GenProbe Leader 450®, GenProbe, California, Amerika Birleşik Devletleri) okutuldu. Sonuçlar “rölatifışıma ünitesi” (RLU) olarak tespit edildi. Test sonuçları, örnek ile negatif referansların ortalaması arasındaki fark hesaplanarak bulundu. Üretici firma önerileri doğrultusunda “cut-off” değeri hesaplandı. Bu değerin üzerindeki örnekler pozitif olarak kabul edildi.

Test Sonuçlarının Analizi

Hücre kültüründe alınan sonuçlar altın standart kabul edilerek, DFA ve hibridizasyon testlerinin sonuçları SPSS v.12 istatistik programı (SPSS Inc. Chicago, IL, Amerika Birleşik Devletleri) ile bilgisayarda analiz edildi. standart istatistik yöntemleri ile (duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerler, test geçerliliği) hesaplandı.

BULGULAR

Hasta grubunu 23 ile 48 yaş arasındaki değişmekteydi ve yaş ortalaması 34.1’di. Hastaların 93’ü birincil, 5’i ikincil nedenlerle infertildi. 2 hastadan bu konuda veri elde edilemedi. Hücre kültüründe toplam 100 olgunun 11’inde (%11) C. trakomatis saptandı. DFA ve hibridizasyon testlerinde ise sırasıyla 7 (%7) ve 19 (%19) örnek pozitif olarak bulundu (Tablo 1).

 

Tablo 1

DFA ve hibridizasyon testi ile elde edilen sonuçların, hücre kültürü altın standart kabul edilerek yapılan değerlendirmesinde, DFA yöntemi ile pozitif bulunan 7 pozitif hastanın birinde hücre kültürü ile uyumsuzluk saptandı. DFA negatif olduğu saptanan 5 olguda hücre kültürü pozitifti. Buna göre, DFA için duyarlılık %54.5, özgüllük %98.9, pozitif prediktif değer %85.7, negatif prediktif değer %94.6 olarak hesaplandı.
(Tablo 2).

 

Tablo 2

Hibridizasyon yöntemi ile pozitif saptanan 19 hastadan 9’unda hücre kültürü pozitif bulunurken, 10’unda negatifti. Hücre kültürü pozitif 2 hastada ise hibridizasyon testi negatifti. Bu 2 örneğin tekrar edilen hücre kültürlerinde aynı sonuç elde edildi. İki test arasında uyumsuzluğun olduğu diğer 10 örnek için, C. trakomatis ve Neisseria gonorrhoeae ayrımını kesinleştirmek amacıyla bu mikroorganizmaları ayrı ayrı belirleyen PACE 2 CT ve PACE 2 NG testleri ikinci kez tekrarlandı. Sonuçlar C. trakomatis için cut-off değerinin en az 3 katı RLU de ğerlerindeydi ve C. trakomatis pozitif olarak değerlendirildi. Hücre kültürü ile hibridizasyon testi sonuçları karşılaştırıldığında ise duyarlılık %81.8, özgüllük %88.8, pozitif prediktif değer %47.4, negatif prediktif değer %97.5 hesaplandı (Tablo 3).

 

Tablo 3

Örneklerin tümünde; hücre kültürü, DFA ve hibridizasyon testi sonuçları karşılaştırıldığında; toplam 3 örnek tüm yöntemlerde pozitif, 79 örnek negatif, 18 örnekte ise 3 testin sonuçları birbiri ile uyumsuz bulundu.

TARTIŞMA

C. trakomatis tanısında rutin kullanımında seçilecek testin, basit, ucuz ve kolay olması, kullanım yaygınlığını etkileyecek önemli faktörlerdir. Nükleik asit amplifikasyon testlerinde duyarlılık ve özgüllük açısından farklı sonuçlar elde edilse de, diğer testlere göre daha tatminkâr sonuçlar bildirilmektedir,1 ancak test maliyeti, teknik zorluklar, kontaminasyon riski, örnekteki inhibitör maddelerin varlığı gibi faktörler, bu testin yaygın kullanımının önünde engeller oluşturmaktadır. Nispeten daha ucuz ve pratik testlere yönelmek, özellikle gelişmekte olan ülkeler için değerlendirilmesi gereken alternatiflerdir. Bu alternatiflerden biri olarak test ettiğimiz hızlı, pratik ve ucuz bir test olan DFA testi için birçok çalışmada %50-70 arasında duyarlılık oranları bildirilmiştir. Bizim çalışmamızda %98.9 gibi oldukça yüksek özgüllük elde edilirken, %54.5 gibi göreceli düşük bir duyarlılık bulunmuştur. DFA testinde sonuçları etkileyen en önemli faktörler örneğin alınması ve sonuçların değerlendirilmesidir. Gerek DFA testinde, gerekse hücre kültüründe, örneklerin uygun koşullarda alınması ve laboratuvara gönderilmesi, test sonuçlarını birincil olarak etkileyen ilk ve en önemli aşamadır. Örnek miktarının yetersiz olması, yeterli sayıda hücre olmaması, mukuslu, hemorajik nitelikte örnek alınması yanlış negatif sonuçlara neden olup, test duyarlılığını azaltmaktadır. Ürogenital klamidya infeksiyonu tanısı için laboratuvara gönderilen örneklerin en az %10’unun uygunsuz olduğu, üretral ve veya servikal epitel içermediği veya eksüda içerdiği gösterilmiştir ve bazı durumlarda bu oranın %30’a kadar çıktığı bildirilmiştir.5 Tüm flöresan mikroskopi değerlendirmelerinde olduğu gibi, DFA testinin değerlendirilmesi, testin diğer bir önemli aşamasıdır. Değerlendirmenin subjektif olması testin duyarlığını ve özgüllüğünü ciddi olarak etkilemektedir. Nonspesifik boyanmalar ayırt edilmelidir, az sayıda inklüzyon cisimciği içeren örneklerde yanlış negatifliklere neden olabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla, değelendirecek kişinin eğitimli ve deneyimli olması, bu test için çok önemlidir. DFA testinin düşük duyarlılığı, bu testin “tarama testi “olarak kullanılmasını engellemekte, bu amaç için özellikle negatif sonuçlarda, diğer bir yüksek duyarlılıktaki test ile kullanılmasını zorunlu hale getirmektedir.
Hücre kültürü ile hibridizasyon test sonuçları karşılaştırıldığında, hibridizasyon testinin duyarlılığı %81.8, özgüllüğü %88.8, pozitif prediktif değeri %47.4 ve negatif prediktif değeri %97.5 olarak hesaplandı. Son yıllarda moleküler testlerle yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda, hücre kültürünün “altın standart” olma özelliğinde sorunlar yaşanmakta olup, hücre kültürünün de içinde bulunduğu test kombinasyonları referans yöntem olarak kullanılmaktadır.3 Hücre kültürünün, amlifikasyonlu veya amplifikasyonsuz nükleik asit testleriyle yapılan karşılaştırmalı çalışmalarında, hücre kültürü referans olarak alındığında, bu testlerin duyarlılıkları %60-97 arasında değişmektedir.2 Negatif sonuçlarda ise uyum çok iyi olup, birçok çalışmada %100’lere kadar varmaktadır. El-Sayed ve arkadaşlarının bu çalışmaya benzer şekilde yaptığı karşılaştırmalı çalışmalarında, hücre kültüründe pozitif olan 25 örnek, hibridizasyon testi ile de pozitif bulunmuş, ayrıca ek olarak hibridizasyon testi ile 15 pozitif sonuç daha elde edilmiştir. Bizim çalışmamızdaki sonuçlarda, hücre kültürü ile pozitif bulunan 11 örneğin 9’u hibridizasyon testi ile de pozitif bulundu, El-Sayed’in çalışmasına benzer şekilde, hücre kültürünün negatif bulduğu 10 örnekte daha hibridizasyon testi ile pozitif sonuç elde edildi. Referans yönteme göre pozitif bulunan bu örnekler için PACE 2 CT ve PACE 2 NG testleri ayrı ayrı tekrar edildi ve aynı sonuç alındı. Tekrar edilen testlerde cut-off değeri 362 RLU olarak hesaplandı ve örnekler 1694 ile 41858 RLU arasında bulundu. Yapılan bir çok çalışmada PACE2 testine ait RLU cinsinden elde edilen sonuç değerleri ile gerçek pozitiflik arasında bir korelasyon olduğunu öne sürülmüştür.6-8 Bebe ve arkadaşları,6 RLU değeri 2000’den büyük örneklerin %99,7’sinin diğer yöntemlerle pozitif olduğunu göstermiş ve bu değerlerin üzerindeki sonuçlarda ilave bir teste gerek olmadığını bildirmiştir. Blanding8 çalışmasında tüm pozitif sonuçların RLU değerleri 983 ve üzerinde bulmuştur. Negatif sonuçları ikinci kez tekrar eden araştırmacılar, dört testin üçünü 600 RLU, birini 1000 RLU değerinde bulmuşlardır. Ayrıca kültür sonuçları negatif olduğu zaman PACE 2CT testi tekrarlandığında, sonuç cut-off değerinin 3 katı üzerinde bir RLU değerine sahip ise, bu örneğin sonucunun gerçek pozitif olarak kabul edilmesi önerilmiştir.9,10Çalışmamızda tekrar edilen PACE 2 CT/NG sonuçlarında, pozitif bulunan örneklerde en düşük RLU değeri 1694, en yüksek RLU değeri ise 41858 olarak saptandı. Tüm hastaların sonuçları C. Trakomatis pozitif olarak değerlendirildi.Referans yöntem kabul edilen hücre kültürünün bu 10 hastadaki negatif sonuçları ve dolayısıyla hücre kültürünün “altın standart” olma özelliği birçok çalışmada olduğu gibi bu çalışmada da tartışılacak niteliktedir. Değerlendirme çok önemli olup, eğitimli ve tecrübeli kişi gerektirmektedir. Shellvial kültür sonuçları en az iki deneyimli mikrobiyolog tarafından değerlendirilmiş olup bu konuda bir sorun yaşanmamıştır. Bu negatif sonuçlar, örneğin alınması ve taşınması aşamasındaki aksaklıklara bağlı olabileceği gibi, test aşamalarındaki teknik bir nedenden kaynaklanabilir. Cansız organizmalar hibridizasyon testinde pozitifliklere neden olmuş olabilir.
Bu çalışmada, servikal örneklerde C. trakomatis tanısı için günümüzde tek başına hiçbir testin mükemmel bir duyarlılık ve özgüllüğe sahip olmadığı, alınan sonuçların bir diğer test ile doğrulanmasının gerekli olduğu sonucuna varıldı. Duyarlılık ve özgüllüğü yüksek, iş yükü daha hafif, kolay uygulanabilen bir test olan hibridizasyon testi objektif değerlendirme kriterleri ile öne çıkmaktadır.

KAYNAKLAR
  1. Be´be´ar C, de Barbeyrac B. Genital Chlamydia trachomatis infections. Clin Micro-biol Infect 2009; 15: 4-10.
  2. El-Sayed M, Badwy W, Bakr A. Rapid hybridization probe assay and PCR for detection of Chlamydia trachomatis in urinary tract ınfections: a prospective study. Current Mıcrobıology 2006; 53: 379-83.
  3. Pasternack R, Vuorınen P, Kuukankorpı A, Jarvı TP and Mıettınen A. Detection of Chlamydia trachomatis ınfections in women by Amplicor PCR: comparison of diagnostic performance with urine and cervical specimens. J Clın Mıcrobıol 1996; 34: 995-8.
  4. Black CM, Marrazzo J, Johnson RE et al. Head-to-Head multicenter comparison of DNA probe and nucleicacid amplification tests for Chlamydia trachomatis infection in women performed with an improved refe-rence standard. J Clin Microbiol 2002; 40: 3757-3.
  5. Black CM. Current methods of laboratory diagnosis of Chlamydia trachomatis infec-tions. Clin Microbiol Rev 1997;10: 160-84.
  6. Beebe JL, Sharpton TR, Zanto SN, Steece RS, Rogers C and Mottice SL. Performance characteristics of the Gen-Probe competition
    assay used as a supplementary test for the Gen-Probe PACE 2 and 2C assays for detection of Chlamydia trachomatis. J Clin Microbiol 1997; 35: 477-8.
  7. Wylie JL, Moses S, Babcock R, Jolly A, Gıercke S and Hammond G. Comparative evaluation of chlamydiazyme, PACE 2, and AMP-CT assays for detection of Chlamydia trachomatis in endocervical specimens. J Clin Microbiol 1998; 36: 3488–91.
  8. Blanding J, Hirsch L, Stranton N et al. Comparison of the clearview Chlamydia, the PACE 2 assay, and culture for detection of Chlamydia trachomatis from cervical specimens in a lowprevalence population. J Clin Microbiol 1993; 31: 1622-5.
  9. Limberger RJ, Biega R, Evancoe A et al. Evaluation of culture and Gen-Probe PACE 2 assay for detection Neisseria gonorrhoeae and Chlamydia trachomatis in endocervical specimens transported to a State Healty Laboratory. J Clin Microbiol 1992; 30: 1162-6.
  10. Centers for Disease Control and Prevention. Recommendations for the pre-vention and management of C. Tracho-matis infections. MMWR Morb Mortal Wkly Rep 1993; 42: 12.
İLETİŞİM

Talat Ecemiş
Talat.ecemis@gmail.com

© Copyright 2017 | Near East Technology